21 Nisan 2008 Pazartesi

Altı farklı hikaye, bir Bob Dylan.. "I'm Not There" Bir Bob Dylan Belgeselidir!

IF kapsamında Emek Sineması' nda gösterime giren I'm not There, bir yandan Bob Dylan hayranlarını üstadın farklı hayat evrelerine sokarken, bir yandan da eşsiz müzik ziyafeti veriyor. Bir Bob Dylan'dan kaç farklı hikaye çıkabilir? İşte size sadece altı tanesi! Birbirinden o kadar farklı bir o kadar da iç içe altı farklı Bob Dylan...Yönetmen koltuğundaki isim ise Velvet Goldmine yaratıcısı Todd Haynes.

Peki filmin ismi nerden geliyor? Asıl bomba burda işte! I'm not there aslında filmin soundtrack albumünde ilk kez yayınlanıncaya kadar hiç birimizin bilmediği bir Bob Dylan şarkısı! İşte size bu filmi izlemek için bahane: I'm not there'i dinlemek!!


Bob Dylan'ın 6 boyutuna inmek...



(Kronolojik olarak) ilk hikayemizin kahramanı, kendini herkese "Woody Guthrie" olarak tanıtan, ıslahevinden kaçıp kendini tren yolculuklarına atan siyahi ufaklığı canlandıran Marcus Carl Franklin, aslında elindeki "bu makine faşistleri öldürür" (This Machine Kills Fascists) yazılı gitarıyla Bob Dylan'ın gençliğini anlatıyor bize...

Ben Whislaw, kimini anladığımız kimini anlamadığımız sözleriyle Arthur Rimbaud (Bob Dylan'ın idolü olduğu bilinen ünlü Fransız şair) karakteriyle aslında Bob Dylan'ın genç, asi ve bi o kadar şairane olan yönünü gösteriyor...


En bomba performanslardan Christian Bale, Jack Rollins rumuzuyla, muhalif & politik şarkılarıyla folk şarkıcılıktan, papazlığa geçen ilahi karakteriyle başka bir Bob Dylan boyutu...

İnanılmaz bir performans sergileyen Cate Blanchett, Jude Quinn karakteriyle fiziksel olarak (neredeyse) bire-bir Bob Dylan'ı, yıldızının en çok parladığı fakat folktan elektroniğe kaydığı için hayranlarının sırt döndüğü dönemi başarıyla aktarıyor bize...

Ve Heath Ledger Robbie Clark rumuzuyla, Dylan'ın özel hayatını, eşiyle ayrılığını yaşatıyor bize...


Richard Gere ise yine yaşlı Dylan'a oldukça yakın görünümüyle, bi nevi inzivaya çekilmiş ya da bu özlemi çeken Bob Dylan'ı oynuyor.




Bu filmde izlediğimiz tüm görüntüler aslında Bob Dylan'ın hayatından birer kesit. Çünkü Bob Dylan hem bestecidir, hem yazardır, hem şairdir, hem müzisyendir...Mızıkası ve gitarıyla bir yandan çalıp bir yandan söylediği şarkıları hepimiz ezberledik bildik. Sıkılmadık dinledik. 1960'larda listeleri zorlayan Like a Rolling Stone....Stuck in the Middle with you...Kült bir Bob Dylan şarkısı: One more cup of coffee...

Filme bir nevi Bob Dylan belgeseli de denilebilir belki. Bob Dylan'ın hayatını izlerken o dönemlere ait kesitleri de izleyebiliyoruz. 1960-70'lerde gezinirken Vietnem Savaşı'na tanık olmak gibi...

Diyorum ki, her Bob Dylan hayranı bu filmi iz-le-me-li! Ve tabi Heath Ledger hayranları da..Heath Ledger'a bu filmde çok rol düşmüş zira 2 hayatı birden oynuyor aslında: Bob Dylan'ın hayatı ve ironik bir şekilde kendi hayatı...Karısından ayrılan, çocuklarından uzak baba rolü Heath Ledger'ın o dönemler çok sancı çektiği hayatından da bir kesit aslında..İzlerken bunu düşündük.. Neden bu filmin onu bu kadar yıprattığını anladık..Üzüldük..

Bu kadar hüzün yeter, Cate Blanchett'e de övgüde bulunmak lazım. Kimse ondan daha çok Bob Dylan'a benzetilemezdi diye düşünüyorum. Duruşu, mimikleri, konuşması inanılmaz bir performanstı; erkek oynayarak "Yardımcı Kadın Oyuncu" Oscar'ına aday olması enteresan olduğu kadar da yerinde bir kararmış. Tek falsosu ise bana göre, karakterine fazla feminen bir hava katan bakımlı ve manikürlü tırnaklarıydı..

Tartışmasız en komik sahnelerden biri Christian Bale'e ait. Folku bırakıp papaz olarak ilahi söylemesi, girdiği o mod, kesinlikle görülmeye değer sahnelerdendi :D

Çekimler de bahsedersek, Marcus Carl Franklin'un oynadığı sahneler renkli, Ben Whislaw'ınkiler siyah beyaz, Christian Bale renkli, Christian Bale siyah beyaz, Heath Ledger ve Richard Gere renkli çekilmişti. Zaten çekimler o kadar iç içe ki 10 dakka içinde 6 hikayeye de ziyaret ediyosunuz ve takip etmek zorlaşabiliyor. Bir de 2,5 saatlik filmi IF sayesinde benim arasız izlediğimi düşünün :)

Sonuç olarak, yarı müzikal, yarı belgesel ama tamamı Bob Dylan olan I'm not There'i tüm Bob Dylan dinleyicilerine öneriyorum. Bu filmin soundtrackleri çok değerli arkadaşlar! Tarz olarak da The Beatles şarkılarının işlendiği Across the Universe filmine oldukça benziyor. Ya 2 filmi de seversiniz ya 2'sinden de nefret edersiniz..Ama nefreti seçerseniz bence çok yazık ederseniz:) Hep aynı filmlerden sıkılmadınız mı! Biraz da farklı şeyler izleyin yahu!!!!



Hiç yorum yok: