blogger etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
blogger etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Nisan 2008 Pazar

Arda'dan Kutsal Bilgiler

15 Nisan'da Webrazzi, Blograzzi (sonu -razzi olan çoğu sitenin sahibi) sahibi olan Arda Kutsal'ı ağırladık. Blograzzi, Türkiye'deki blogları tek çatıda toplama amacını güden bir girişim. Kurucusu olduğu diğer bir şirket de web sitesi çok yakında hazır olacak olan Crenvo Bilişim Danışmanlık.

İş planlarına melek yatırım desteği sağlayacak olan Crenvo'yu Arda Kutsal'ın ağzından öğrenelim: "Crenvo, ana işi olarak internet şirketlerine danışmanlık hizmetleri sağlamaktadır. Bu hizmet kapsamını strateji, pazarlama, ürün, yönetim ve yatırım danışmanlığı gibi alt konulara bölmek mümkün. Crenvo‘nun danışmanlığa bağlı sağladığı alt hizmetler de araştırma ve eğitimdir. Eğitim alanında şu an için Web 2.0 ve Enterprise 2.0 gibi tamamen kurumlara özel seminer/eğitim programları mevcuttur. Araştırma hizmetinin kapsamı ise tahmin edileceği gibi dönem dönem Webrazzi,‘den kısa parçalarına yer verdiğim özel araştırma raporlarıdır. “Türkiye’de sosyal ağlar”, “potansiyel yatırım alanları”, “Türkiye’de web girişimi satın alma trendleri” gibi. Bu raporlar şirketlere özel hazırlandığı için detaylarını paylaşmam maalesef herzaman mümkün olmuyor. Crenvo‘nun melek yatırım desteği belirli dönemlerde açılacak başvuru süreleri kapsamında yönetileceği için kısa süre sonra açılacak başvuru dönemi için şimdiden hazırlık yapmak önemli olacaktır. " (Webrazzi'den alıntıdır)

Melek yatırım (business angel) süreci, hayata geçmemiş projelere, daha çok çok erken aşamasında, daha ürün ve ispat ortada yokken yatırım yapan bir süreç. Yatırım miktarı çok çok büyük değildir. Girişimcinin değer yarattığı y-combinator.com modeli Türkiye'de Crenvo ile gerçekleşecek uygulama modeline benzer bir model. Y-combinator'da maksimum 25,000$'lık yatırım sağlanıyor ve melek yatırımcı girişimden %5-6'lık pay alıyor. Türkiye'deki durum ise farklı; melek yatırımın dönüşü çok hızlı beklenmiyor. Üst limitler de geçerli değil yani 25,000$ üst sınır değil yeterki fikir sahibi projesini sahiplenip başında dursun. Crenvo sayesinde, şirket kaynakları dışında yurt dışından da yatırımcı olucak.

Web 2.0

Web 2.0, zamanında bir grup kişinin internet dünyasındaki değişimi görüp; "eskiden içeriği verirdik onlar takip ederdi, artık birileri içeriği yaratıyor" sonucuna varmalarıyla ortaya çıkmış.

Ekim 2005'ten itibaren Web 2.0 ile,

  • Tasarımlar öne çıktı
  • Teknolojiye göre tasarım
  • Modüler paylaşım: XML, RSS
  • CSS ile grafik kullanımı azaldı
  • Karşılıklı güven: "Gelin benim siteme bilgi ekleyin"
  • Tasarım değişti: Büyük pikselli yazılar ortaya çıktı
  • Dışarıdan gelen içerik & içerik paylaşımı
  • Wikipedia: ücretsiz sahipler, ansiklopedik bilgi
  • Youtube: Paylaşımlı video seyretmek
  • Para kaynağı=Premium servis + reklam taban

Artık dünya Web 3.0 -anlamsal (semantik) web dünya-yı beklerken, Türkiye henüz Web 2.0 kültürüne bile hazır değil. Çünkü Türkiye'de daha çok yurt dışından alıntı yapıldığı gözleniyor. Örneğin vidyo kategorisine bakıldığında, Youtube'da Sütü seven kamyoncu, İdare edemem anne gibi örnekler mevcut olsa da, bu istisnalar dışında kaliteli user generated content göremiyoruz. Hele ki, Mentos+Diet Coke çalışmaları ile karşılaştırırsak:







Yine, Wikipedia.tr'ye baktığımızda, çok az makale olduğunu görüyoruz ve bu makaleler bilgi açısında çok mu değerli? Orası tartışılır...

Ne yani Web 2.0'a hazır değiliz, Web 3.0'a hiç mi geçemeyiz?!

İşte burada istisnai bir durum söz konusu: Türk'ler teknoloji konusunda dünyadaki koronolojik sıraya çoğu zaman uymamıştır. Yani biz bazen ara süreçleri yaşamadan atlarız. Örneğin, Migros'tan alışveriş ederken birden bire hepsiburada'dan sanal alışveriş etmeye geçtik. Fakat yurt dışında bu süreç bu kadar kolay olmadı. Sürecin akışı: market alışverişi, katalog alışverişi, tele-marketing ve e-ticaret şeklindeydi. Bizde ise katalog ve telemarketing olağan sürecin aksine şimdi şimdi başladı.

Rekabet pazarla sınırlı değildir

  • İzlesene.com'un rakibi youtube. Youtube kapandığında izlesene.com'un ziyaretçi sayısı 2 katına çıkıyor. Ancak bu 2 örneğe bakıldığında, izlesene.com'a gelen ziyaretçi genellikle bir linkten dolayı gelirken, youtube'a gelen kişi anasayfadan bişeyler arıyor. Bilinirlik ve başarı bu olsa gerek. Esasında bu örnekte gösterilmek istenilen bir karşılaştırmadan ziyade, internet kullanıcısının artık Türkçe içerik olup olmamasına önem vermediğiyle alakalı. Bunun en iyi örneği de facebook. Facebook; tasarımı olmayan, kullanımı oldukça zor ve dili ingilizce bir site olmasına rağmen yonja.com'u oldukça sarsan, içeriğini dışarı açmasına neden olan bir örnek.
  • Tersi bir örnek ise Blogcu vs. Blogger arasında: Nokta tarafından satın alınan Blogcu.com, Alexa'da Türkçe siteler arasında 12. sıradaydı. Reklam geliri yoktu fakat trafiği çok yüksekti. İçeride de önemli sayıda bilgi girişi yapan insan vardı. Ve şuan Blogger'a rağmen, Blogcu Türkiye'de 1. sırada.

Trendler...Trendler...

Arda Kutsal'a göre 2008'in trendi komuniteler. Yani ortak zevke sahip insanların bulunduğu siteler. Ancak bağlantı kurmak ile ortak hareket etmek aynı şeyler değil. İnsanlar facebook vs. ile 10 senelik arkadaşlarını bile buldular, şimdi ise sıra ortak hareket ermekte.

2007'de Twitter fırtınasına karşılık Arda Kutsal derki: "2008 Twitter'ı Friendfeed"

Friendfeed; youtube, flickr, del.icio.us, twitter gibi çeşitli sitelerde hesabı olan kullanıcıların, bu hesapları tek bir friendfeed hesabı ile toplamasına olanak sağlayan bir site. Böylece kullanıcının herhangi bir hesabında yaptığı değişiklik (Twitter mesajları, youtube'a video ekleme, flickr'a yeni resim yükleme vs) friendfeed'den takip edilebiliniyor. Yani tüm network dünyası tek bir kanalda önümüze seriliyor.

18 Mart 2008 Salı

I'll Google you!

18 Mart 2008'de çok önemli bir konuğu ağırladık: Olağan üstü başarı örneği olan, artık ingilizce literatürüne "i'll google you" kalıbını sokan, Larry & Sergey ortak yapımı Google.com'u temsilen gelen medar-ı iftiharımız Mustafa İçil.

İstisnasız, bilgisayarı her açtığımızda browser'ımıza en az bir kez yazdığımız, hayatımıza o denli yerleşen www.google.com'un sadece geçmişini öğrenmekle kalmadık, Google Türkiye Pazarlama Direktörü olan Mustafa İçil'den de internet dünyasına dair önemli bilgiler, trickler edindik. Zevkle dinlediğim bu sunumu, elimden geldiğince zevkli okunacak şekilde aktarmaya çalıştım. Umarım başarılı olmuşumdur. İyi okumalar...


"Pazarlama"yı etkileyen trendler:

Baskı teknolojisi, pazarlama dünyası için bir dönüm noktası. Baskı teknolojisinin bulunmasıyla ile reklamlar başladı.

Fotoğraf devrimi, reklamlara duygusallık katan bir kilometre taşı.

Radyo devrimi ile farklılaştırıcı mesajlar verildi.

Televizyon devrimi ise hiç şüphesiz reklam alanını tırmandıran bir kırılma noktası oldu.
İlk TV reklamı 1 Temmuz 1941'de yayınlandı. 20 sn dönen bu reklamın bedeli sadece 9 dolardı.

ve İnternet devrimi...Oyunun kuralları tamamen değişti.

Google'un tarihçesi:

Stanford Üniversitesi'nde doktora yapan, birbirleriyle geçinmekten aciz 2 arkadaş olan Larry Page ve Sergey Brin, nasıl olduysa ortak bir vizyonda anlaşıyorlar.

Ocak 1996'da bir bitirme tezi olarak ortaya atılan hipotez, arama motorlarının o zamanki çalışma algoritmasından (trafiğe göre listeleme) farklı olarak yalnızca trafiğin değil, o siteye referans veren güvenilir siteler olup olmadığına göre de arama listelemeye dayanıyordu.

Yurt odasında başlayan bu girişim, daha sonra meşhur garaj evresine geçiyor. Aldıkları herşey 2. el. Bilgisayarları, serverları aklınıza ne gelirse...Hatta kasa alamayıp legolarla kapatmayı denemişler ve o legoların renkleri şimdi Google logo olarak karşımızda.

Daha sonra yatırımcı arayışına giriyorlar. İlk gittikleri yer ise: Yahoo. Yahoo düşünceyi dinliyor ve daha çok çalışın yine bakalım diyerek, ileride başına çorap örecek bu 2 dahiyi savıyor.

Bu gençlere ilk yatırım yapan US$100,000 çek ile Sun Microsystems'ın kurucusu Andy Bechtolsheim oluyor. Ancak bu çeki bozdurmak için şirketleşmek gerekiyor ve 2 kafadar "BackRub" (sırtı ovmak manasına gelen) adı ile ilk şirketlerini kuruyorlar. Ancak kahramanlarımız matematiği çok seviyor ve yarattıkları bu teknoloji matematiksel bir terim adı vermek istiyorlar. Matematikte sonsuz sayıyı temsil eden googol'dan esinlenereki dünyadaki tüm bilgileri (diğer bir deyişle sonsuz bilgiyi) organize etmek iddialarını Google (Eylül 97 google.com domain'i alınıyor, Eylül 98'de Google Inc. şirketleştiriliyor) ismi ile taçlandırıyorlar. Ve 98'de kazandıkları 1.1 milyon dolar ile aldıkları çeki da karşılamış oluyorlar. Hikayenin gerisini de zaten biliyoruz...

2008 Eylül'de 10 yaşını kutlayacak olan Google'un sayısız hizmetlerin gün içinde defalarca faydalanıyoruz: books, scholar, video, blogger, gmail-gtalk, maps, earth, adwords....

Peki Google neden en başarılı arama motoru?

Çünkü sade tasarımı ve kolay kullanımıyla Google sayesinde en kapsamlı aramayı, doğru sonuçları alarak, olabileceği en hızlı şekilde elde edebiliyoruz. Bütün bunları gerçekleştirebilmek için de sadece algoritmalar yeterli değil, her bilgi taramasının yenilenmesi de önemli. İşte bu yüzden google bir "innovative company" ve bu yüzden çalışanlarının zamanının %80'ini işi ile, %20'sini ise kendi istediği herhangi bir şeyle (örn: kendi yaratıcılığını kullanarak gerçekleştirmek istediği bir projesi olabilir) geçirmesine izin veriyor. Çünkü Google hep 1 numarada kalmalı. Kullanıcıyı hayal kırıklığına uğrattığı anda browserlarına www.yahoo.com yazacaklarını biliyor ve bu nedenle inovatif olmanın yanı sıra müşteri sadakatını korumayı hedefliyor. İletişim güçlendi herkese ses ulaşıyor. İyi projeler patlıyor, kötü projeler batıyor.

Adwods: Google'ın para kaynağı.

Adsense: Web sitesi sahibi firmalar gelir elde etmek için Google'dan reklam alıyor ve Google tıklama başına kazandığı paranın yarısından fazlasını site sahibine veriyor.

Faydalı istatistiki veriler:

Reklam harcamaları:
2007 yılında yapılan toplam 2.2 milyar dolar reklam harcamasının %53'ü TV'ye, %30'u basılı mecralara, %4'ü radyoya, %1'er de sinema ve internete harcanmış.

Medya tüketimi: %37 TV, %22 internet, %12 radyo, %10 gazete-dergi.

Reklamlar üzerine bir kaç sıralama
  • En dikkat çekenler sıralaması (çoktan aza): Bilboard-TV-internet
  • En çok bilgilendiren: İnternet-gazete
  • En eğlendirici: TV-internet
  • En rahatsız edici reklamlar: TV
  • Kişiyle ilgili reklam: İnternet (kişinin aradığı reklamı gösterebilmek, hedefe odaklanmak)
"İnsanlara sorsaydık daha hızlı at isterlerdi"

Bu bir zamanlar Henry Ford'un söylediği söz günümüzde artık geçerliliğini yitirmiş durumda. Henry Ford, tüketiciyi dinleyip ihtiyaçlarını yorumlayıp en uygun çözümü vermeyi önerirken, bugünün tüketicisi artık ne istediğini çok iyi biliyor hatta firmalardan bile daha hızlı düşünüyorlar.

İnternetteki trendlerin gelişimi ise aşağıdaki şekilde verildiği gibi:


ilk zamanlar insanların google'a bir kelime aratıp okuduğu zamanlar... Ulaşan hep tüketici, konulan her bilgiye onlar kendileri gidiyorlar. Daha sonra trend iletişime kaydı...Online ticaret, online konuşma..Ve günümüzde tüketiciler daha değerli çünkü kendilerine özel birşeyler yapıyorlar, kendilerinden birşeyler katıyorlar ve üretici artık tüketici neredeyse oraya gitmek zorunda çünkü tüketici artık gezinmiyor; eğer tüketiciye ulaşmak istiyorsa tüketici gezinmeli. Yani bir nevi krallık üreticiden tüketiciye geçti.

2006 Time dergisinin "person of the year" seçimi: You! Yani sizsiniz. Yani seçimini yapan, kendine özgü birşeyler yaratan, herşeye yön veren aktif tüketici.

10 yıl önce sadece 70 milyon olan internet kullanıcı sayısı şuan 1.2 milyara ulaşmış durumda. Genç nüfus yoğunluğuna sahip Türkiye'de ise sadece 9 milyon bilgisayar kullanıcısı varken, internet kullanıcı sayısı 20 milyon!

İnternet kullanım amaçları
  1. Bilgi arama: Günde 1 milyardan fazla bilgi aranıyor. Google'ın Türkiye'deki pazar payı %90 üzerinde, dünya çapında ise %70 dolaylarında
  2. İletişim: İnternet üzerinden 80 milyardan fazla "anlık ileti" yollanıyor. Atılan SMS sayısı ise 12 milyar.
  3. E-ticaret: Avrupa'daki online satış pazarı 130 milyon dolar değerinde
  4. Paylaşım: facebook, yonja, orkut 250 milyon üye...
  5. Eğlence: Youtube gerçeği...Her 1 saatte 6 saatlik video yükleniyor.
ve Google'dan özlü sözler...
*Küçük projeler, küçük ekipler

*Yaratıcı düşünce

*Ufak projelere önem ver, fikirlerin ölmesine izin verme

*Herkesten her an fikir alın

*Öğrenmeye aç olan elemanlar alın

*Risk alanı ödüllendirin, başarısızlığı cezalandırmayın (inovatifliğin kilit noktası)

Bir medar-ı iftihar örneği: Mustafa İçil

31 Ocak 1972 doğumlu Mustafa İçil, İstanbul Amerikan Robert Kolej'den mezun olduktan sonra üniversite eğitimini Boğaziçi Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği bölümünde tamamlamıştır. Daha sonra aynı üniversite ve bölümde yüksek lisans yapmıştır.

Mezun olduğu tarihe kadar çeşitli teknoloji firmalarında yarı zamanlı olarak farklı pozisyonlarda görev alan Mustafa İçil, 1994-1995 yılları arasında Microsoft'un Chicago ofisinde Bilgi Teknolojileri Yöneticisi olarak çalışmıştır. Daha sonra Microsoft Türkiye ofisine Sistem Mühendisi olarak geçmiş, 1998 yılından itibaren de Windows'dan sorumlu Ürün Pazarlama Müdürü olarak görevine devam etmiştir. Bu rolüne parallel olarak Microsoft'un gelişmekte olan pazarlara yönelik stratejilerini takip eden ve Türkiye'deki bilgisayar penetrasyonunu arttırıcı projeleri yürüten ekiplerin proje liderliğini yapmıştır.

2005 yılında Apple IMC firmasına Pazarlama Müdürü olarak geçmiş ve 2 yıl boyunca Apple ve Adobe markalarının pazarlama stratejilerini oluşturmuş ve hayata geçirmiştir.

Bu dönemde yaptığı çalışmalarla Capital dergisi tarafından 2006 yılının zirvedeki pazarlamacıları arasında seçilen Mustafa İçil, 2007 yazında Google Türkiye ofisinde Pazarlama Direktörü rolüne gelmiştir.

Google Türkiye Pazarlama Direktörü olarak şu an hem marka yönetimi, hem ürün ve pazar stratejileri, hem de stratejik iş ortaklıkları konusunda Googlemarkasını Türkiye'de temsil etmektedir.

Mustafa İçil, profesyonel iş hayatının yanında farklı konferans, eğitim ve etkinliklerde marka yönetimi, stratejik planlama ve pazarlama teknikleri üzerine seminerler vermektedir. (Kaynak: LinkedIn, Kimkimdir.gen)