vakaloji etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
vakaloji etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Mayıs 2008 Pazartesi

Tio Tio söyle bana, en ucuz ürün hangi mağazada?

22 Nisan'da ağırladığımız Tio genel müdür yardımcısı Ömer Gürkan, Tio projesi öncesi ve sonrasını, karşılaşılan zorlukları bizimle paylaştı. Bir Teknoloji Holding kuruluşu olan Embrio'nun yatırım yaptığı üçüncü proje olarak Vendio A.Ş. bünyesinde Eylül 2007 tarihinde hizmet vermeye başlayan Tio.com.tr; "Ara, Karşılaştır, Satın al" konsepti ile en temel anlamda kullanıcılarına ürün, fiyat ve satıcı karşılaştırma imkanı sağlayan online alışveriş merkezidir.

2000 yılından beri e-ticaretin içinde olduğunu söyleyen Ömer Gürkan, 2005'te bankacılık görevinden ayrılarak tamamen internet projelerine vermiş kendini. 2005 yılında ekonomikticaret.com projesinden yer alan Gürkan, 2007 Nisan yılında sitenin gedikgross'a satılmasının ardından Tio projesinde bulmuş kendini. E-ticaret dünyasındaki 1250 civarı e-ticaret diye tabir edilen sitenin aslında 1000 tanesinin başarısız olduğunu belirten Gürkan, Tio döneminde karşılaşılan zorluklardan da bahsetti.

Tio aslında bir tek merkez projesi. İş modeli ise şu şekilde:

Tio'daki satış ortakları, e-ticaret siteleri, mağazalar ve 2. el ürün satanlar olarak sıralanabilir.

Tio üyesi,

Almak istediği ürünleri arar,
Ürünleri model, fiyat ve satıcı bakımından karşılaştırır,
Kendisi için en avantajlı ürünleri satın alır.

Tio üyesi mağaza,

Satışa sunacağı ürünleri mağazasında sergiler,
Favori ürünleri belirler ve Tio Fırsat Ürünü olarak Fırsatio vitrininde satışa sunar,
Tio üyelerine satış yapar.

Tio'da alışveriş ve satış işlemleri hızlı, kolay ve güvenilirdir. Tio üyeleri, Tio mağazalarında doğru ürüne en ideal fiyattan ulaşarak alışveriş yapar.

Tio mağazaları ise ürün karşılaştırmaları ile alıcılara doğrudan ulaşarak müşteri sayılarını ve satışlarını kısa sürede artırır.

Peki karşılaşılan zorluklar neydi; iş modeli neye göre oluşturuldu?

  • Öncelikle tüm mağazalar kendi POS'unu kullanmak istemiş. Bu nedenle iş modeli herkesin kendi POS'uyla çalışabileceği biçimde şekillenmiş.
  • Bunun yanı sıra WebPOS alamayan mağazalar da varmış. Bunlar için de bir çözüm sunulması gerekmiş.
  • İnsanlar tek üyelikle hem istediği firmadan alışveriş etmek hem de tek şifre kullanmak istemişler. Yani fiyat karşılaştırma sitesinin en uygun mağazayı bulup ona yönlendirmesini değil, yine aynı site üzerinden satın alma olanağı sunmasını istemişler. Bu istek de meşakatli bir stok ve fiyat entegrasyon sürecini beraberinde getirmiş. Bu nedenle Tio projesinin en zahmetli kısmı XML entegrasyonu sırasında olmuş. Yani siz ürün satışının Tio üzerinden yapıyorsunuz aslında ama ödeme sırasında aslında ilgili sitenin sistemi üzerinden ödemeyi yapıyorsunuz. Bu da ciddi emek isteyen bir entegrasyon işlemi sonucunda oluyor.
  • Peki WebPOS'u olmayanlar? Onlar için de mağaza açma seçeneği sunulmuş.
  • Sitede havale ve kredi kartıyla ödeme seçenekleri bulunuyor. Havale seçeneğinde para Tio hesabına yatırılıyor ve para belli bir komisyon kesildikten sonra satıcıya aktarılıyor. Para yatırıldığında satıcıya haber veriliyor "paranız yattı malı gönderiniz" şeklinde.
  • Eğer kredi kartıyla ödeme yapılacaksa, kredi kartı bilgilerinin girildiği sayfada bir uyarı beliriyor, yani artık tio'da değil, satın almayı yaptığınız sitenin sayfasındasınız. Daha da açığı, artık işlem yaptığınız istenin güvenliği Tio'dan çıkmış durumda. Ayrıca ödeme sırasında, tio tarafından belirtilen fiyat tekrar siteden kontrol ediliyor ve eğer bir değişik olduysa, "fiyat..... olmuştur. hala almak istiyor musunuz?" diye bir seçenek çıkıyor. Teknoloji denen şey bu olsa gerek!
  • Sitede yayınlanan ürün resmi, özellikleri, kampanyalar, kargo bilgileri, kredi karşı-taksit seçenekleri gibi bilgiler ilgili siteler tarafından gönderiliyor.
  • Peki Tio nerden para kazanıyor? Alışveriş tutarına ve kategorisine göre belli bir komisyon kesiyor. Örneğin, cep telefonu satışında tutar üzerinden %1, bilgisayarda %1.5, tekstilde ise %10 komisyon alıyor.
Fırsatio ne ola ki?

Şuan tio anasayfasında gördüğümüz Fırsatio, yakında tio bünyesinden yarılacak bir proje imiş..B2C modeline göre çalışan bu proje, markaya ve kategoriye göre belli ürünleri uygun fiyata satacak. Örneğin salı günleri sadece bilgisayar, perşembe günü İntel günü gibi..Ömer Gürkan amaçlarının farklı şeyleri denemek olduğunu da özellikle belirtiyor.

tio bünyesinde şuan yaklaşık 30 mağaza var ancak bu sayısının yıl sonuna kadar 80-100'e çıkması bekleniyor. Mağaza sayısını artırdıktan sonraki amaçları ise, her mağaza için değişik url vermek. tio-magazaismi.com yada tiomagazaismi.com gibi..

Asıl amaçları çok fazla satıcı ve çok fazla ürünü karşılaştırmak çünkü bu kategoride oldukça bilinen rakip siteler de mevcut: akakce.com, nekadar.com, pazarmetre gibi..

tio tarafsız mı? bilgilere güvenebilir miyim?

Tio, karşılaştırılan sitelerle ilgili tarafsız bilgiler vermek adına oldukça sıkı önlemler almış durumda. Herşeyden önce, ürün fiyatları belirtilen satıcılardan alınan fiyatlar. Bunun yanında Tio.com.tr satıcı puanlama sistemi ile Tio.com.tr üzerinden sipariş veren kullanıcılar, alışveriş yaptıkları satıcıyı puanlama hakkına sahip oluyorlar. Müşteriler satın almayı yaptıktan sonrai, dokuz ayrı kriterde ( müşteri hizmetleri, kargo gibi..) belirlenen soruları cevaplayarak satıcı puanını oluşturuyorlar. Böylece her satıcı için sadece Tio.com.tr üzerinden ve o satıcıdan sipariş veren müşteriler tarafından oluşturulan satıcı puanları bulunuyor.

"neden tio'dan satın alayım ki" önyargısını yıkmak

Öncelikle hepimizin bildiği üzere, yılbaşı, sevgililer günü, bayram, sömestr gibi özel günler alışveriş siteleri için her zaman veli nimettir. Özellikle yılbaşında alışveriş cirosunun tavan yaptığını söyleyen Ömer Gürkan, bunların çok iyi takip edilmesi gerektiğini zira satış yapılamazsa ayakta durulamaycağını özellikle vurguluyor.

Bu nedenle üye sayısı 14,000 olan tio, (örneğin eğer bir kategoride satış yoksa) yaratıcı kampanyalar düzenliyor. 2999. kişiye 299 YTL'ye 42 inch LCD vermek gibi.. Bir diğer örnek kardeş firma süperteklif.com'dan. tio'da 149 YTL'den fazla alışveriş yapan üyeler süperteklif'de 10,000 süper puan sahibi oluyorlar. Bu tür kampanyalar durağan üyelere hareket katıyor.

Rakiplerden farkı nedir diye tekrar bir gözden geçirecek olursak; rakipler ödemeyi sonlandırmıyor tio ise tek şifre-tek kullanıcı adı ile ödemeyi sonlandırıyor. Bu kullanıcılar açısından pratiklik sağlayan bir özellik olarak oldukça öne çıkıyor.

tio'nun eksikleri yok mu? evet var. arka planda işleri oldukça karmaşık hale getirdiği için farklı markaları aynı sepete koymak gibi bir alternatif tio'da maalesef yok. Yani aynı anda hem webdenal'dan hem de joker'den bir ürün alıp ödemeyi yapamıyorsunuz. Tek tek satın alıp ödemeyi yapmanız gerekiyor.

NOT: tio hakkında daha fazla ve detaylı bilgi almak isteyenler için blogtio isimli bir blog açılmış. Bu blogdan da tio ile ilgili en son haberleri, kampanyaları ve aktiviteleri takip edebilir; merak ettiğiniz konularda bilgi alabilirsiniz.

20 Nisan 2008 Pazar

Özgür Alaz bize e-ticaret tüyoları versene!

E-ticaret dersimiz kapsamında bu hafta da, 2000 yılı İTÜ İşletme Mühendisliği girişli Özgür Alaz'dan yeni internet trendlerini dinleme şansı bulduk. UnitedPlankton kurucularından olan Özgür, internet konusunda şimdiye kadar bir çok danışmanlık vermiş. Kendisini Google Bize Logo Yapsana kampanyasından hatırlıyor olmanız da muhtemel. Biz de kendisinden, internet iş planlarında neler olmalı konusunda faideli tüyolar edindik.

Özgür Alaz der ki; "Platformu yaratmak yeterli değil, kullanıcıya deneyim sağlamak önemli olan."

Sevdiğimiz oyun ve siteleri listeleyip (WoW, Facebook, Championship Manager, Sims gibi..) incelediğimizde gerçekten de şu mekaniklerin ortak olduğunu gördük/analiz ettik:

1-Toplayıcılık: Bağımlılık yapan bir mekanik. Aslında kolleksiyonculuk hemen hepimizin içinde olan bir özelliktir. Hepimiz küçükken birşeyler toplamışızdır. Şimdi ise oyunlarda silah topluyoruz, para/altın topluyoruz, arkadaş topluyoruz vs. Bu his o oyunu oynamamıza devam ettiren ya da o internet sitesinde durmamızı sağlayan bir etken.

  • Bir diğer örnek "popüler üyeler listesi" oluşturan siteler.. Üyelerin arkadaş sayılarına göre dizildiği ve en çok arkadaşı olanın en popüler olduğu siteler, kullanıcıları daha çok arkadaş edinme yönünde tetikler.
  • Başka bir örnek olan Google Reader ile yazdığımız blogları yada beğendiğimiz yazıları paylaşabiliyoruz.
  • Facebook'ta iRead aplikasyonu ile okuduğumuz kitapları topluyoruz.

Aslında tüm bu örneklerdeki psikoloji pokemon kartı toplayan çocuktan farklı değil..Kısacası yeni bir platforma değil yeni deneyimlere ihtiyaç var

2- Puanlama: Başarı ile başarısızı birbirinden ayıran bir mekanik. Başarmanın da bir işgücü olduğunu söylemeye gerek yok sanırım? Toplanan altın sayısı, level, fiksür...Bunların hepsi aşikar olduğumuz puan kriterleri..

  • Yelp örnek verilebilen bir değerlendirme sitesi. Buradaki üyeler; arkadaş sayısı, yorum/değerlendirme sayısı ve ilk olarak değerlendirme entrylerine (yeni bir doktor, yeni açılan bir yer) göre değerlendiriliyor ve üstün olan o networkte statü kazanıyor.
  • Youtube'a yüklenen bir vidyonun değerlendirme kriterleri: rating, izlenme sayısı, aldığı yorumlar. Puanlama maddi birşey kazandırmıyor, ancak bir kullanıcının vidyoları ne kadar çok izlendiyse o kadar çok statü artıyor. Kullanıcı açısında da youtube'dan çıkış zorlaşıyor.
  • Flickr: en ilginç fotoğraflar listeleniyor.

3- Geri bildirim: İş planlarında notification sistemleri de olmalı ki, kişi o sitede olan üyeliğini (uzun süre kullanmasa da) unutmasın. geri bildirim ile o siteye geri dönüş için bahaneler sunulabilir.. Örneğin facebook'tan gelen yeni arkadaş ekleme uyarısı gireceğimiz olmasa da siteye log-in yapmamızı tetikleyen bir faktör.

4- Etkileşim: Facebook wall-to-wall güzel bir örnek olabilir. Facebook, "ben insanları hangi bahaneyle sosyalleştirebilirm?" sorusuna oldukça yaratıcı çözümler sunuyor..Anasayfada her log-in olduğumuzda bir çok etkileşim fırsatıyla karşılaşıyoruz. (Kimler arkadaş oldu, kim hangi event'e katılıyor gibi)

Şimdi de yeni bir hizmet ile bir adım daha ileri attılar: Ortak arkadaşları paylaştığımız kullanıcıları anasayfada görüyoruz ve istersek arkadaş olarak ekleyebiliyoruz. Bundan daha iyi bir network olamaz!

5- Kişiselleştirme: Kişileştirmenin önde gideni, sunduğu zengin olanaklarıyla hiç şüphesiz Myspace.

Tüm bu mekaniklere göz önüne alarak Özgür Alaz diyor ki, yapacağınız işplanını platform olarak düşünmek yerine (ki yeterince platform var zaten) bunlara mekanikleri ekleyerek deneyim yaratın.

Ve değişik bir deneyim örneği: Zopa. Bir peer-to-peer (2 nokta arasında kısa yol) örneği olan Zopa, bankacılığın insandan insana uygulaması fikri üzerine kurulu. Kişiden kişiye kredi alıp vermek artık mümkün..Böylece kredi alırken (bankalara göre) daha düşük faizle, verirken de daha yüksek faiz olanağı sağlıyor. Ancak model dünyada oldukça başarılı olmasına rağmen Türkiye'de başarısız çünkü:

  • Dünyada kredi notu ile kişilere verilecek faiz oranları değişir ancak Türkiye'de henüz bu şekilde bir kredi notlandırma sistemi oturmuş değil
  • En önemlisi hukuksal engeller var..Zopa modelinde arada banka yokken, hukuksal engeller nedeniyle banka sokulursa banka kar alacağı için iş planı başarılı olamayacaktır.

12 Nisan 2008 Cumartesi

Ersan Özer abimizdirr!!

ersan özerŞuan günde 16-18 saatini (uyumadığı her anı diyelim) nette geçiren birisinden bahsediyoruz. Bu bir internet aşkımıdır , bağımlılığımıdır diye düşünüoruz. Sanırım ikisi bir arada...Bahsi geçen kişi itiraf.com'dan tanıdığımız Ersan Özer'den başkası değil! 1969 doğumlu SüperErsan abimiz tam bir internet aşığıymış meğer!

Anadolu Üniversitesi'nden mezun olduktan sonra hepimizin aklında yer eden Şok gibi TV projelerinde yer alan Özer, 99 yılına kadar bi-fiil televizyon ve basında yer almış (örnekler: NTV-Hürriyet-Akşam)

Sabahın köründe aklına esen fikri (detaylar için: Ve ersan özer itiraf.com'u yarattı) yaratıp 3 ay amatörce devam ettirdikten sonra Mehmet Budak/Canan Çelebioğlu'ndan bir ortaklık teklifi alıyor. İtiraf.com aslında para kazandıran bir proje değilmiş, ancak Ersan Özer'e kişisel fayda sağlamış; yani türkçesi: sağlam referans olmuş bu proje! Bu arada da Akşam gazetesinde köşe yazarlığını sürdürmüş. 5 senesini yiyen itiraf.com Ersan Özer'e interneti öğretmiş. Örneğin, itiraf.com'a ne kadar fonksiyon eklemeye çalıştıysa başarısız olmuş. Alışveriş..itiraf.com arkadaş..forum..olmamış, tutmamış hiç biri. Sonra burdan bir ders çıkmış: demekki insanlar alışveriş için alışveriş sitesine gidiyo, itiraf etmek için itiraf.com'a geliyo. Fonksiyon bileşkesi her zaman olumlu yönde hareket etmiyo..

Gel zaman git zaman abimiz çoluk çocuğa karışınca işin rengi değişmiş...Oğlunun doğduğu gece itiraf.com'un hayatının büyük bir kısmını ele geçirdiğinin farkına varmış ve hemen o gece siteyi satmaya karar vermiş. Bir hışımla kendini Mehmet Budak'ın yanında bulmuş ve itiraf.com ile 2005 yılında yollarını ayırmış.

SÜPERsan Özer!!istanbul.net, izmir.net, ankara.net logo

Ersan Özer'i Türkiye'de amatör olarak internetten para kazanan ilk kişi olarak ilan edebiliriz. İtiraf.com macerasından sonra yeniden TV'ye terfi etmiş. Reklamcılık ve bi kaç yapımdan (Şahan vs) sonra yine tilki dükkanına dönüş: şehre özel olan ilk arkadaşlık sitesi fikri istanbul.net, ankara.net, izmir.net ile olmuş.

Üyelik usulü para kazanan sitelere bakıldığında ilk sırada yer alan porno içeriği arkadaşlık siteleri izler. Ersan Özer de buradan feyiz almış. Muhadilleri olan hantal bir siberalem ve demode yonja.com karşısında oldukça başarılı duran bu 3lü comboya güven sonsuz. Toplam üye sayısı 2 milyon. Başlangıçta iş planı yokmuş, bi nevi deneme yanılma ile orta yol bulunmuş.

Zaten Türkiye şartlarında bir iş planı yapıyorsanız sadece %20'si verilere dayalıdır, geri kalan %80'i atmasyondur diyor Ersan Özer. Çünkü Türkiye'de sanal iş modellerine dair henüz doğru düzgün data yok.

istanbul.net, ankara.net, izmir.net 3lüsünü incelersek:
  • Bayanlara üyelik ücretsiz, baylara paralı (ee serbest piyasa ekonomisi :P )
  • Sitedeki kadın sayısı yaklaşık 34-40,000. 2 senede 250,000 kişiden para kazanmışlar. Hislerine güvenilen 2 bayan site güvenliğinden sorumlu, amacından sapanları yakalamakla görevliler.
  • istanbul.net üye sayısı:1,361,589
    izmir.net: 773,884
    ankara.net: 412,271
  • peki bu sitelerin artıları neler?
    -ilçeye ve semte göre arkadaş arayabilirsiniz
    -profilinizi gezenleri takip edebilirsiniz
    -sizi favori listesine ekleyenleri (potansiyel sevgili adayları :P) görebilirsiniz
    -size "evet" diyenlerden haberiniz olur
  • Ancak gözünüze kestirdiğiniz bir üyeye mesaj atmak istiyorsanız her 3 sitede de geçerli olan gold üye olma şartı var. Yani belirli bir ücret karşılığında üyeliğin nirvanasına çıkıp, tüm opsiyonları kullanacak, açılacak, enginlere sığmayacaksınız! Ödeme şekli olarak da havale ya da kredi kartı seçeneğiniz var. (genelde kullanım oranları %10 havale %90 kredi kartı şeklindeymiş. GittiGidiyor çatısındaki siteye güven de haklı olarak epey yüksek)
  • Buarada evlilerin girmesinin yasak olduğunu da hatırlatalım. Bu siteler sizin bildiğiniz "married but available" sitelerine benzemez!
  • Ya bu Ersan Özer de ne ballıymış canım istanbul, izmir, ankara domainlerini ne güzel de bulmuş diyenlere de duyuralım:
    • istanbul.net alan adı 35,000 dolara
    • izmir.net 1,000 dolara (piyasadan habersiz bir arkadaştan:) )
    • ankara.net 25,000 dolara alınmış. Çünkü alan adı oldukça önemli ve bu maliyetlere katlanılması zorunluydu. uzmantv, sevgi.net, güncel.net, timsah.com'da da alan adının ilginç ve akılda kalabilirliği başarı faktörleri arasında sayılabilir.
"UzmanTv izleyen bilir" hikayesi

uzmantv logoUzmanTV şuan istanbul.net'in kazancını tüketen, sürekli yatırım yapılan bir site. Henüz para kazanmıyor. Çıkış noktası ise, genellikle soru cevap şeklinde, bilgi verici sitelerin yurt dışında yayılması ve Türkiye'de olmaması.

UzmanTV değer zinciri ise şöyle:
  1. 20 kişilik bir ekip uzmanları buluyor.
  2. Daha sonra 2 çekim ekibi+1 yönetmen, olay mahalline (uzmanın ayağına) gidiyor ve editörün önceden hazırladığı soruları yöneltiyor.
  3. Günde 2 ekip görev yapıyor, yaklaşık 6 uzmanla 12 çekim yapılıyor.
  4. 4 ekip de montajda görevli. Zaten en çok zaman orada geçiyor, onlar hergün çalışıyor.
Bilgi=UzmanTV bilinirliği oluştuğu anda UzmanTV "olmuş" denilicek. Bi nevi Türkiye'nin wikipedia'sı olma amacı güdülüyor. Bu oluştuktan sonra sitede eğitimler yer alacak ve bu eğitimler DVD fiyatına satılacak. Sonra da kur satma fikirleri var.

UzmanTV'e bireysel giriş günde 50-60,000. Sayfa gösterimi ise ayda 10,000. Tüm bunlar da doğal olarak UzmanTV'yi Doğan grubunun ilgi alanları arasına sokuyor. İstanbul.net sayfa gösterimi ise ayda milyarlara vuruyormuş.

Ersan abi bize kitap yaz!

Ersan Özer yaşadığı bu tecrübeleri, hataları ve doğrularıyla kitaba dökmek istiyor. İnternetten para kazanan ilk amatör olarak bu kitabın Türkiye'deki sanal iş dünyasına büyük katkı sağlayacağına eminim. Yaşadığı tecrübeler ona şunu öğretmiş: servis satma modeli (gittigidiyor gibi) olağan üstü bir model. Düzgün bir platform oluşturup, içeriği kullanıcıların belirlemesine olanak tanımak da populer bi hal aldı. (ünlü örnek: facebook) Şu sıralar Ersan Özer'in endişeleri ise Web 2.0'ın bu denli yayılması yönündeymiş...

18 Mart 2008 Salı

I'll Google you!

18 Mart 2008'de çok önemli bir konuğu ağırladık: Olağan üstü başarı örneği olan, artık ingilizce literatürüne "i'll google you" kalıbını sokan, Larry & Sergey ortak yapımı Google.com'u temsilen gelen medar-ı iftiharımız Mustafa İçil.

İstisnasız, bilgisayarı her açtığımızda browser'ımıza en az bir kez yazdığımız, hayatımıza o denli yerleşen www.google.com'un sadece geçmişini öğrenmekle kalmadık, Google Türkiye Pazarlama Direktörü olan Mustafa İçil'den de internet dünyasına dair önemli bilgiler, trickler edindik. Zevkle dinlediğim bu sunumu, elimden geldiğince zevkli okunacak şekilde aktarmaya çalıştım. Umarım başarılı olmuşumdur. İyi okumalar...


"Pazarlama"yı etkileyen trendler:

Baskı teknolojisi, pazarlama dünyası için bir dönüm noktası. Baskı teknolojisinin bulunmasıyla ile reklamlar başladı.

Fotoğraf devrimi, reklamlara duygusallık katan bir kilometre taşı.

Radyo devrimi ile farklılaştırıcı mesajlar verildi.

Televizyon devrimi ise hiç şüphesiz reklam alanını tırmandıran bir kırılma noktası oldu.
İlk TV reklamı 1 Temmuz 1941'de yayınlandı. 20 sn dönen bu reklamın bedeli sadece 9 dolardı.

ve İnternet devrimi...Oyunun kuralları tamamen değişti.

Google'un tarihçesi:

Stanford Üniversitesi'nde doktora yapan, birbirleriyle geçinmekten aciz 2 arkadaş olan Larry Page ve Sergey Brin, nasıl olduysa ortak bir vizyonda anlaşıyorlar.

Ocak 1996'da bir bitirme tezi olarak ortaya atılan hipotez, arama motorlarının o zamanki çalışma algoritmasından (trafiğe göre listeleme) farklı olarak yalnızca trafiğin değil, o siteye referans veren güvenilir siteler olup olmadığına göre de arama listelemeye dayanıyordu.

Yurt odasında başlayan bu girişim, daha sonra meşhur garaj evresine geçiyor. Aldıkları herşey 2. el. Bilgisayarları, serverları aklınıza ne gelirse...Hatta kasa alamayıp legolarla kapatmayı denemişler ve o legoların renkleri şimdi Google logo olarak karşımızda.

Daha sonra yatırımcı arayışına giriyorlar. İlk gittikleri yer ise: Yahoo. Yahoo düşünceyi dinliyor ve daha çok çalışın yine bakalım diyerek, ileride başına çorap örecek bu 2 dahiyi savıyor.

Bu gençlere ilk yatırım yapan US$100,000 çek ile Sun Microsystems'ın kurucusu Andy Bechtolsheim oluyor. Ancak bu çeki bozdurmak için şirketleşmek gerekiyor ve 2 kafadar "BackRub" (sırtı ovmak manasına gelen) adı ile ilk şirketlerini kuruyorlar. Ancak kahramanlarımız matematiği çok seviyor ve yarattıkları bu teknoloji matematiksel bir terim adı vermek istiyorlar. Matematikte sonsuz sayıyı temsil eden googol'dan esinlenereki dünyadaki tüm bilgileri (diğer bir deyişle sonsuz bilgiyi) organize etmek iddialarını Google (Eylül 97 google.com domain'i alınıyor, Eylül 98'de Google Inc. şirketleştiriliyor) ismi ile taçlandırıyorlar. Ve 98'de kazandıkları 1.1 milyon dolar ile aldıkları çeki da karşılamış oluyorlar. Hikayenin gerisini de zaten biliyoruz...

2008 Eylül'de 10 yaşını kutlayacak olan Google'un sayısız hizmetlerin gün içinde defalarca faydalanıyoruz: books, scholar, video, blogger, gmail-gtalk, maps, earth, adwords....

Peki Google neden en başarılı arama motoru?

Çünkü sade tasarımı ve kolay kullanımıyla Google sayesinde en kapsamlı aramayı, doğru sonuçları alarak, olabileceği en hızlı şekilde elde edebiliyoruz. Bütün bunları gerçekleştirebilmek için de sadece algoritmalar yeterli değil, her bilgi taramasının yenilenmesi de önemli. İşte bu yüzden google bir "innovative company" ve bu yüzden çalışanlarının zamanının %80'ini işi ile, %20'sini ise kendi istediği herhangi bir şeyle (örn: kendi yaratıcılığını kullanarak gerçekleştirmek istediği bir projesi olabilir) geçirmesine izin veriyor. Çünkü Google hep 1 numarada kalmalı. Kullanıcıyı hayal kırıklığına uğrattığı anda browserlarına www.yahoo.com yazacaklarını biliyor ve bu nedenle inovatif olmanın yanı sıra müşteri sadakatını korumayı hedefliyor. İletişim güçlendi herkese ses ulaşıyor. İyi projeler patlıyor, kötü projeler batıyor.

Adwods: Google'ın para kaynağı.

Adsense: Web sitesi sahibi firmalar gelir elde etmek için Google'dan reklam alıyor ve Google tıklama başına kazandığı paranın yarısından fazlasını site sahibine veriyor.

Faydalı istatistiki veriler:

Reklam harcamaları:
2007 yılında yapılan toplam 2.2 milyar dolar reklam harcamasının %53'ü TV'ye, %30'u basılı mecralara, %4'ü radyoya, %1'er de sinema ve internete harcanmış.

Medya tüketimi: %37 TV, %22 internet, %12 radyo, %10 gazete-dergi.

Reklamlar üzerine bir kaç sıralama
  • En dikkat çekenler sıralaması (çoktan aza): Bilboard-TV-internet
  • En çok bilgilendiren: İnternet-gazete
  • En eğlendirici: TV-internet
  • En rahatsız edici reklamlar: TV
  • Kişiyle ilgili reklam: İnternet (kişinin aradığı reklamı gösterebilmek, hedefe odaklanmak)
"İnsanlara sorsaydık daha hızlı at isterlerdi"

Bu bir zamanlar Henry Ford'un söylediği söz günümüzde artık geçerliliğini yitirmiş durumda. Henry Ford, tüketiciyi dinleyip ihtiyaçlarını yorumlayıp en uygun çözümü vermeyi önerirken, bugünün tüketicisi artık ne istediğini çok iyi biliyor hatta firmalardan bile daha hızlı düşünüyorlar.

İnternetteki trendlerin gelişimi ise aşağıdaki şekilde verildiği gibi:


ilk zamanlar insanların google'a bir kelime aratıp okuduğu zamanlar... Ulaşan hep tüketici, konulan her bilgiye onlar kendileri gidiyorlar. Daha sonra trend iletişime kaydı...Online ticaret, online konuşma..Ve günümüzde tüketiciler daha değerli çünkü kendilerine özel birşeyler yapıyorlar, kendilerinden birşeyler katıyorlar ve üretici artık tüketici neredeyse oraya gitmek zorunda çünkü tüketici artık gezinmiyor; eğer tüketiciye ulaşmak istiyorsa tüketici gezinmeli. Yani bir nevi krallık üreticiden tüketiciye geçti.

2006 Time dergisinin "person of the year" seçimi: You! Yani sizsiniz. Yani seçimini yapan, kendine özgü birşeyler yaratan, herşeye yön veren aktif tüketici.

10 yıl önce sadece 70 milyon olan internet kullanıcı sayısı şuan 1.2 milyara ulaşmış durumda. Genç nüfus yoğunluğuna sahip Türkiye'de ise sadece 9 milyon bilgisayar kullanıcısı varken, internet kullanıcı sayısı 20 milyon!

İnternet kullanım amaçları
  1. Bilgi arama: Günde 1 milyardan fazla bilgi aranıyor. Google'ın Türkiye'deki pazar payı %90 üzerinde, dünya çapında ise %70 dolaylarında
  2. İletişim: İnternet üzerinden 80 milyardan fazla "anlık ileti" yollanıyor. Atılan SMS sayısı ise 12 milyar.
  3. E-ticaret: Avrupa'daki online satış pazarı 130 milyon dolar değerinde
  4. Paylaşım: facebook, yonja, orkut 250 milyon üye...
  5. Eğlence: Youtube gerçeği...Her 1 saatte 6 saatlik video yükleniyor.
ve Google'dan özlü sözler...
*Küçük projeler, küçük ekipler

*Yaratıcı düşünce

*Ufak projelere önem ver, fikirlerin ölmesine izin verme

*Herkesten her an fikir alın

*Öğrenmeye aç olan elemanlar alın

*Risk alanı ödüllendirin, başarısızlığı cezalandırmayın (inovatifliğin kilit noktası)

Bir medar-ı iftihar örneği: Mustafa İçil

31 Ocak 1972 doğumlu Mustafa İçil, İstanbul Amerikan Robert Kolej'den mezun olduktan sonra üniversite eğitimini Boğaziçi Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği bölümünde tamamlamıştır. Daha sonra aynı üniversite ve bölümde yüksek lisans yapmıştır.

Mezun olduğu tarihe kadar çeşitli teknoloji firmalarında yarı zamanlı olarak farklı pozisyonlarda görev alan Mustafa İçil, 1994-1995 yılları arasında Microsoft'un Chicago ofisinde Bilgi Teknolojileri Yöneticisi olarak çalışmıştır. Daha sonra Microsoft Türkiye ofisine Sistem Mühendisi olarak geçmiş, 1998 yılından itibaren de Windows'dan sorumlu Ürün Pazarlama Müdürü olarak görevine devam etmiştir. Bu rolüne parallel olarak Microsoft'un gelişmekte olan pazarlara yönelik stratejilerini takip eden ve Türkiye'deki bilgisayar penetrasyonunu arttırıcı projeleri yürüten ekiplerin proje liderliğini yapmıştır.

2005 yılında Apple IMC firmasına Pazarlama Müdürü olarak geçmiş ve 2 yıl boyunca Apple ve Adobe markalarının pazarlama stratejilerini oluşturmuş ve hayata geçirmiştir.

Bu dönemde yaptığı çalışmalarla Capital dergisi tarafından 2006 yılının zirvedeki pazarlamacıları arasında seçilen Mustafa İçil, 2007 yazında Google Türkiye ofisinde Pazarlama Direktörü rolüne gelmiştir.

Google Türkiye Pazarlama Direktörü olarak şu an hem marka yönetimi, hem ürün ve pazar stratejileri, hem de stratejik iş ortaklıkları konusunda Googlemarkasını Türkiye'de temsil etmektedir.

Mustafa İçil, profesyonel iş hayatının yanında farklı konferans, eğitim ve etkinliklerde marka yönetimi, stratejik planlama ve pazarlama teknikleri üzerine seminerler vermektedir. (Kaynak: LinkedIn, Kimkimdir.gen)

4 Mart 2008 Salı

Evde ve işte "yemeksepeti"niz de sizinle

Günümüzün trendi bireysellik. Bireysel ve hızlı yaşıyoruz. Pratiklik kavramı hiç bu kadar sık anılmamıştı.
Anything in one click: tek tıkla alışveriş, tek tıkla sinema ve konser bileti, tek tıkla kitap ve CD ifadeleri uçuşurken bunlara bir yenisi daha eklendi. yemeksepeti.com: tek tıkla yemek! Telefonda derdini anlatamama, kuyrukta bekleme devri kapandı. Fiyat değişiklikleri gözümüzün önünde. Siparişimi o gün ve o saatte istediğim için toplantıdan çıktığımda pizzam beni bekliyor olucak. Restoran telefon numaralarını ajandada ya da aklımda tutmama gerek yok, yemeksepeti.com'u herzaman hatırlamam yeterli! Yemek yapacak kimsen yoksa (ya da yaptığı yenilecek gibi değilse), canın değişik bişeyler çektiyse, her gün üst üste aynı yemeği yemekten sıkıldıysan bir tek yemeksepeti.com yeter.

Aranızda yemeksepeti'ni bilmeyen var mı?

4 Mart'ta e-ticaret dersimize konuk olan Nevzat Aydın hepimizin şimdiye kadar en az bir kere (bazılarımızın mutlaka günde bir kere) ihtiyaç duyduğu yemeksepeti.com başarı hikayesini bizimle paylaştı. Nevzat Aydın da amazon.com'un CEO'su Jeff Bezos gibi düşünerek bu işe başlamış ve demiş ki; 'İki tip şirket vardır. Kullanıcılarına daha fazla para harcatmaya çalışanlar ve daha az para harcatmaya çalışanlar. Biz ikincisi olacağız. '

Sayılarla yemeksepeti künyesi:

Kuruluş : 2001 Ocak
Restoran Sayısı : 2,500
Üye Sayısı : 350,000
Günde yemek yiyen kişi sayısı : 30,000
Sistemden çıkartılan restoran :880
Ziyaretçinin sipariş verme oranı : 41%
Şu ana kadar en çok sipariş veren kullanıcının verdiği sipariş adedi : 2712

İngilizce/Türkçe dil seçenekleriyle; Ankara, Antalya, Bursa, Eskişehir, Gaziantep, İstanbul, İzmir'de faaliyette bulunan yemeksepeti.com çok yakında Kocaeli'nde ve Kıbrıs'ta (Lefkoşa, Girne, Gazimağusa) da hizmet vermeye başlayacak.



Nevzat Aydın gelişme politikalarını; "paket servisi yaygınlığı ve internet kullanım seviyesinin yüksek olduğu her yerde yemeksepeti.com kurulabilir" şeklinde açıklarken, açılan her lokasyonda site tanıtımı yapan ve organize eden bir mekanizmaya da ihtiyaç olduğunu belirtti.

Yemeksepeti stratejisi ve zaman tünelinde yolculuk

Sene 2000. Türkiye'de internet berbat durumda (örnek: başarısız bir iksir projesi). Dünya çapında da bir kriz var, Nasdaq'daki bir çok şirket çökmüş. Şu an internet açısından Amerika'nın 1-2 sene gerisindeysek o zamanlar 5-10 sene var arada.

2000 Kasım'da Türkiye'de kriz çıkıyor ve Nevzat Aydın'ın finansal planları alt üst oluyor. Sene 2001, Ocak'ta site açılıyor, Şubat'ta ise yine kriz çıkıyor. Ancak Nevzat Aydın ve ekibi projelerine oldukça inanıyorlar ve pes etmiyorlar. Nevzat Aydın krizlerin de iyi yanları olduğunu söylüyor ve açıklıyor: bu krizlerle yemeksepeti.com'a rakip gelmesi gecikti. Gerçekten de öyle, ilk rakip 2004'te karşılarına çıktığında artık çok geç.

Yemeksepeti fırsat maliyeti oldukça yüksek bir proje zira iyi eğitimli insanlar bu projeye gönül vermiş. Peki 31 yaşındaki Nevzat Aydın böyle bir kararı şimdi alabilir miydi? Nevzat Aydın gençliğinde aldığı bu kararlardan oldukça memnun olduğunu fakat yaşlandıkça bu riskli kararlar almanın zorlaştığını da itiraf ediyor.

3 özlü söz
  • ‘Her zaman en iyi arkadaşınız iş ortaklığı için en doğru kişi olmayabilir.’
  • ‘1000 fikir, 7 proje, 2 başarı öyküsü...’ (Nevzat Aydın online paket servisini düşünen ilk kişi değildi, böyle bir iddiası kesinlikle yok. Onun iddiası şuan, fikrini projeye ve sonra da başarı öyküsüne çeviren %1'lik kesimde olması)
  • ‘Doğru yer, Doğru proje, Doğru zaman...’ (2001 yılı doğru zamandı. Bu uğurda MBA eğitimini sadece 1 sömestr kala bıraktı. Belki 6 ay beklese krizlerden dolayı projesini hiç gerçekleştiremeyecekti. Doğru zaman ve şartların olduğunu düşünüyorsanız o projeyi mutlaka yapın! Bir daha böyle bir fırsatı elde edemeyebilirsiniz.)
Türkiye'deki yemeksepeti modelinin yurt dışında bir örneği yok (yabancı modellerde kapıdaki personel ekstra para alıyor, kredi kartıyla online satış, restoranlar için üyelik aidatı vs). Projede 2 oyuncu var: restoranlar ve kullanıcılar. Proje bu 2 oyuncunun da içinde bulunmayı isteyeceği bir şey olmalıydı.

Restoranlar demiş ki;

‘Biz kazanmadan hiçbir şey ödemeyiz.‘

‘Kendi ürünümü ben götürürüm, götürdüğümde paramı alırım ve kimseye de güvenmiyorum.’

‘Bilgisayar bilen birine o kadar para veremem. Zaten bilgisayarı koyacak yerim bile yok.’

Sonuç: Restoranın yaptığı işe minimum müdehale eden, ana siparişi ileten ve ilettiği bu siparişten para kazanan bir iş yapış tarzı.

Kullanıcılar demiş ki;
  • ‘Kredi kartımızı vermek istemiyoruz.’
  • ‘Ya parasını verdiğimiz ürünler bize gelmezse?’
  • ‘Önceden ödeme yapmak istemiyoruz.’
  • ‘Ürünlerin kalitesine güvenmiyoruz.’
  • ‘Kim bizim şikayetlerimizi dinleyecek?’
  • ‘Telefonda müşteriyle konuşmak nedir bilmeyen insanlarla vakit kaybetmek istemiyoruz.’
  • ‘Yanlış sipariş gelmesinden sıkıldık.’
  • ‘İlerki bir saate de sipariş verebilmek istiyoruz.’
  • ‘Yemeğimizi çoktan değişmiş restoran menüsünden seçmek istemiyoruz.’
  • ‘Biz böyle bir hizmet için ayrıca bir para kesinlikle vermeyiz.’

Sonuç: "Kredi kardınız bizi hiç ilgilendirmiyor" prensibi. Bu prensiple yola çıkmasalardı şu anki rakamların %1'ine bile ulaşamazlardı (bir zamanlar hemenservis.com vardı). Kullanıcı telefonla uğraşmak istemiyor çünkü çoğu zaman derdini karşısındakine anlatamıyor. Yemeksepeti'nde de ilk zamanlardaki %13 yanlış sipariş (hatalı, geç sipariş, post cihazının unutulması gibi) oranı şimdi %2'ye inmiş. Nevzat Aydın bu oranın %0 asla olmayacağını ama bu oranı mümkün olduğunca minimum tutmak için ellerinden geleni yaptıklarını söylüyor.

Yemeksepeti nasıl oluyor da oluyor?!

1-Kullanıcı yemeksepeti.com'a girip siparişini veriyor

2-Yemeksepeti 'ne gelen bu sipariş ilgili restorana iletiliyor. Bu iletim, eğer restoran belli bir sayının üzerinde sipariş alıyorsa post cihazıyla (kurulum ücreti tamamen yemeksepeti'ne ait olan) gönderiliyor diğer türlü telefonla bildiriliyor.

3-Restoran siparişi hazıylıyor ve yemeği götürücek (kurye vs) ye teslim ediyor.

4-
Sipariş kullanıcıya (10-45 dk arasında) teslim ediliyor.

5-Kullanıcı ödemeyi kapıda yapıyor: Nakit, kredi kartı, sodexho, ticket şeklinde ödeme yapabiliyor.

6-Yemeksepeti de bu ödeme üzerinden %10 komisyon alıyor.


Karşılaşılan Zorluklar

  • Örneğin, on-line bir DVD, kitap satın aldığınızda bu ürünün 2 gün sonra ya da 1 hafta sonra gelmesi belki çok önemli olmayabilir ancak "yemek" hemen gelmeli!
  • Zevkler değişik, insanları memnun etmek zor. yemeksepeti.com'da da sorun çıkaran kullanıcılar yok değil (örnek: siparişini verip; 2 Marlboro da getirsen ya abi ya da 1 kasa bira getir 2 YTL fazla bahşiş veriyim tarzı konuşmalar fıkra değil bizzat gerçek olaylardan alıntıdır) ama mümkün olduğunca bu sorunların üstesinden gelinmeye çalışılıyor. info@yemeksepeti.com mail adresine gelen pizzaların çapını ölçtüğüne dair resim ekleyip kendisine yaklaşık 1 orta boy büyüklüğünde eksik pizza geldiğini ispatlayan yaratıcı arkadaş efsane olmuş :)
  • Sadece operasyon bölümünde 24 kişi çalışıyor ve bu insanlar her siparişi tek tek iceliyor, onaylıyor ve sorunlarla ilgileniyor.
  • İlk olmanın avantajı ve dezavantajları var: İlksiniz ve istediğiniz sistemi kuruyorsunuz, sizden sonra gelenler sizi takip etmek zorunda. Örneğin, üye restoranlardan aidat alan bir sitenin yemeksepeti.com'a rakip olması imkansız. Ancak ilk olmanın dezavantajı da insanlara sıfırdan bir şeyi anlatıp inandırmaya çalışmak, örneği olmayan bir projeye karşı ön yargıları yıkmak.
Rekabet: "Competition is one click away"
  • E-ticaret sitelerinde en önemli kriter fiyat: yemeksepeti'nin avantajı ise fiyatların zaten belli olması.
  • Paket servisi zor bir hizmet ve bunun üstesinden gelen bir hizmet: yemeksepeti
  • Pazar çok büyük değil ama daha da büyüyecek. Trendler değişiyor; çalışan bayanlar, trafik gibi etkenler insanları paket servisine yönlendiriyor. Paket servisi trendi önümüzdeki yıllarda daha da artacak ve bu fırsatı gören, iyi konumlanan projeler başarılı olacak.
  • Rakipleri telefon. İnternetten paket servis pazarının %99'u yemeksepeti.com'a aitken, paket servisi siparişlerinin hala %92-%93'ü telefonla veriliyor.
  • Yemeksepeti sisteme alternatif getirdi. İlk zamanlardaki "yemeksepeti acaba bir heves mi?" tedirginliği şu anda atlatılmış durumda. Çünkü her geçen gün kullanıcı başına ortalama sipariş sayısı artıyor.
Klasik sadakat programları hedefleri
  • Kullanıcıyı kendine bağlayıp, rakibe gitmesini engelleme
  • Harcama miktarını arttırma
  • Ödüllendirme
  • Harcama alışkanlığını izleme
  • Satışları artırma
Yemeksepeti.com'un sadakat anlayışı
  • "Müşteri daima haklıdır" Kullanıcı yemeksepeti'nin onun yanında olduğunu hissetmeli bilmelidir. Bunu da kriterlere uymayan restoranları atarak yeterince gösteriyor.
  • Kullanıcının aynı ürünü eskisinden daha ucuza alabilmesi.
  • Promosyonlar sürekli update ediliyor dinamik olarak.
  • "Hiç bir sadakat programı kötü hizmet ve ürünün üstesinden gelemez."
Pazarlama stratejisi: 7 sene sadece internettelerdi. Word of Mouth kullandılar. Reklam vermeden önce kullanma tecrübesine (experience) önem verdiler. Marketing için de zaten bütçeleri yok. Gazete onlara göre gereksiz, faydasız; dergi, outdoor ve radyo ise prestijli.

Yemeksepeti neler yaptı / neler var sırada
  • Puanlama: hız/servis/lezzet açısından son 25 kullanıcı oyunun ortalaması gözüküyor. yani overall değil de current durum gözlemlenebiliyor. Yani o güne ait sorunları da hemen gözlemleyebilme şansınız var. Ancak bu sistemle birlikte, kendilerini puanlayan restoranlarda belirmeye başlamış ancak yemeksepeti tarafından yakalanıp sıfır almışlar. Çünkü bu sistemle zincir mağazaları şubelerini karşılaştırma imkanı buluyorlar.
  • GPRS POS Sistemi: Belli siparişin üzerinde sipariş alan (çok sipariş alan) restoranlara POS cihazı koyuluyor. POS yükleme ücreti de yemeksepeti'ne ait.
  • Canlı yardım: Üye olmayanlara açılmıyor. Msn gibi anlık yardım hizmeti
  • DVD promosyonu (30 YTL'nin üzerindeki siparişler için) oldukça başarılı ve devam ediyor. Verilen DVD'ler box-office top filmlerden değil ama fi tarihinden kalmış filmler de değil. (Bkz: DVD listesi) Ayda 15,000 DVD gidiyor. Zaten normalde satılan DVD sayısı 70,000-80,000. DVD'ler onları iyi muhafaza edebilecek belli restoranlara veriliyor.
  • yemeksepeti.com in english. 350 yabancı üye de yemeksepeti'nden yiyor, zira özellikle yabancılar için telefonla sipariş zor.
  • Gece operasyonu: 2 sene öncesine kadar gece saat 3'e kadar açıklardı. Artık 7 gün 24 saat hizmetteler. İstanbul şubesinde çalışanları 56 kişi ve bunların yarısı operasyon merkezinde çalışıyor, her an hizmet var.
  • SMS ile Digiturkten sipariş verme modeli: Digiturk - 525 Yemek Sepeti kanalı üzerinden sipariş verebiliyorsunuz.
  • Yemeksepeti ELİT: Kaydolup özel günlerinizi vermeniz size o günler için en uygun fırsatları bulmamızı sağlıyor. İstanbul'un en elit restoranlarına rezervasyon yaptırabiliyor, bu restoranlarla ilgili yeniliklerden e-posta aracılığıyla haberdar oluyorsunuz ve en güncel bilgilere (örneğin:mönü listesi) yemeksepeti.com hassasiyetiyle ulaşıyorsunuz. Tüm bu hizmetler için de tabii ki hiçbir ücret ödemiyorsunuz.
Risk alan ekip: yemeksepeti
  • Risk almayı seviyorlar ancak hesaplanabilir risk almak önemli olan.
  • İnandıkları projeyi yapıyorlar. Çalışan sayısı 3-5 kişiden 56 inanan ve kendini işe bağlayan kişiye çıkmış durumda. Başarı projeyi doğru konumlandırıp, aradaki engelleri kaldırmak.
  • Dışan dönükler, (PR) önemli. yeni trend ve teknolojileri takip ediyorlar. Basınla iyi ilişki= ciddi bir yer.
  • Bazen finansal zorluklar yaşıyorlar ancak bu onları yıldırmıyor.
  • Açık fikirli, yaratıcı, yenilikçiler. Kullanıcıların önerdiği restoranlar mutlaka incelemeye alınıyor.
  • Kötü bir restoran çıkması durumunda, kullanıcı yemeksepeti.com'u hatalı bulacak. En büyük artıları restoran çeşitliliği olmasına rağmen, belli bir servis kalitesi düzeyinin altında olan, kullanıcılara karşı hata yapan ve telafi etmeyen restoranları çıkartmaları.
ve Nevzat Aydın'dan faydalı stratejik detaylar
  • Modelleri örnek alın: Başları ne zorluklarla karşılaşmışlar öğrenin, hazırlıklı olun. (ör: yemeksepeti için örnek olabilecek siteler food.com/ waiter.com/ webvan.com)
  • Ulaşılabilir hedefler belirleyin: 3 katı büyüme hedefliyorsanız, 2,5 katı yazın siz yine de. Hedeflerinizin altında kalmayın.
  • Komunikasyon çok iyi olmalı.
  • Mükemmeliyetçi olmayın: Herşey "mükemmel" olucak diye uğraşırsanız zaman kaybedersiniz ve başka biri o işe girişirse yazık olur.

Biz de yemeksepeti.com'un başarılarının devamını ve hayatımızdan hiç çıkmamasını diliyoruz. Nevzat Aydın'a da bu değerli bilgileri paylaştığı için çok teşekkür ediyoruz.

**Dilerseniz bu sohbetin tamamını Metacafe'den izleyebilirsiniz.

29 Şubat 2008 Cuma

Saatlerimiz "alışverişsaati"ni gösteriyor!

O bir Genç Müteşebbisler Joycees Derneği (Junior Chamber International - JCI) üyesi. O bir Dünya Ticaret Oyunları (World Trade Game) bronz madalya sahibi. O sadece 29 yaşında ve 4,5 milyon $ ciroya sahip bir sitenin kurucusu. O bir Kudret Çurey ve sitesi alısverissaati.com!

1996 yılında girdiği YTÜ Makine Mühendisliği öğrencilik yıllarında çıktığı, tamamen tatil amaçlı bir aylık Amerika gezisi sırasında bir şey farketmiş: acentaların ortadan kalktığı, bilet satışlarının online yapıldığı bir internet yaygınlığı. Sene 2002. Sonra bir şekilde E-bay'den haberi olmuş ve siteyi incelemeye almış. Hatta bu konuda daha detaylı bilgiler almak için eyalet eyalet dolaşarak çeşitli kişilerle görüşmüş ve bir aylık tatil seyahatini beklenmeyen bir şekilde iş seyahatine dönüştürmüş.

Türkiye'ye döndüğünde internet üzerinden satış konusunda daha da kafa yormaya başlamış ve aile ticareti mücevherat olduğundan (2001 yılında başına geçtiği Haşmet Kuyumculuk) Amerika’ya ürün sunmak üzere E-bay üzerinden satışa başlamış. Satışların günlük 22-23 paket ürüne vurması ve kargo masraflarının da (net world wide) 7000-8000$'lara çıkmasının yanında bir de taklitlerin ortaya çıkmasıyla, artan rekabet ve düşük karlılıkla karşı karşıya kalan Çurey, E-bay sistemini Türkiye'de gerçekleştirme kararını almış.

O sırada Türkiye'de ise online satış yapanlar bir elin parmakları kadar (hepsiburada, ideefixe, deppo, eStore ve kangurum) ve bu sitelerde doğru düzgün bir kategori düzeni yok. Kudret Çurey de farklı bir pazar yaratmak için sadece saat satmayı seçmiş. Yaptığı pazar araştırması sonucunda; saat pazarının boş olduğunu, saat satışının kitap cd kategorilerinin altında gerçekleştirildiğini görmüş ve ideefixe ile anlaşarak buradan saat satmaya başlamış. Asıl amacı, Türkiye'nin online saat satın almaya bakışını, iş yapış şeklini öğrenmek ve pazarı oluşturmak. Peki ideefixe'in altında iş yapması tehlikeli değilmiydi? Ideefixe ondan önce bu düşünceyi gerçekleştiremezmiydi? Hayır yapamazdı çünkü ideefixe bir çok kategori üzerinden satış yapıyordu ve birden bire sadece saat kategorisine yoğunlaşamazdı.

Ve alışverişsaati.com kuruldu.

Çurey 2004'te alısverissaati.com'u kurduğunda bir gerçeğin çok iyi farkındaydı: "internette güvenin önemi". İnternet üzerinde insanların en çok takıldığı noktanın güven unsuru olduğunu bilen Çurey, Türkiye’de hiç bir sitenin irtibat telefonu vermediğini gözlemlemişti. Ancak, Türklerin gün geçtikçe artan cep telefonu kullanımı Türk insanının konuşmayı, telefon etmeyi sevdiğini gösteriyordu. Bu noktada Çurey güven yaratmanın farklı bir yolunu buldu ve siteye irtibat telefonları koyarak güven konusunda endişesi olan potansiyel müşterilere şu mesajı verdi: “Bizi arayın!” Böylece kafasını kurcalayan konular hakkında bilgi edinen müşteri güven duyacak, hatta telefona birisinin çıkması bile bu güvenin oluşması için yeterli olacaktı.

Alısverissaati.com 2004 yılında kurulduğunda, Çurey'in düşündüğü ilk şey satış yapmak değildi. Öncelikli düşüncesi bir pazar oluşturmak ve alısverissaati nasıl bir alışveriş sitesi olmalı sorusuna yanıt aramaktı. Bu düşüncelerden yola çıkarak flash destekli, görsellerin ağır bastığı, alışveriş sitesine benzemeyen bir alısverissaati.com yarattı. Sadece saat resimlerinin döndüğü, modellere göre katalogların yer aldığı siteyi yaratan Çurey'e göre saat lüks bir aksesuardı; potansiyel müşteriler öncelikle siteye girsinler, tanısınlar, görsel açıdan tatmin olsunlardı. Daha sonraki geçiş adımı ise üyelik oldu ve sene 2008, üye sayısı 150,000'i bulan alısverissaati.com'da hala görsellik ağır basıyor çünkü saat görseliği üstün olan lüks bir aksesuar.

"Alisverissaati.com'dan satın alma" nedenini yaratmak!

"Güvenle,ucuza satın alın."

Müşteriler saat satın alırken 2 türlü davranabilir: Ya alısverissaatini referans olarak alıp mağazadan satın alır, ya da mağazadan gördüğünü alısverissaatinden satın alır. Çurey agresif pazarlama ile müşterilerine alısverissaati.com'dan alışveriş etme nedeni yaratmak için; zaman, bir çok marka seçeneği, agresif taksit ve fiyat seçenekleri (vade farksız 24 taksit, %15 fiyat indirimleri gibi) sunduklarını söylüyor. Amaç; müşteri saat mağazalarında gördüğü ürünü, 60 civarında markanın bulunduğu alısverissaati.com'dan satın alsın. Bu agresif pazarlama ile satışlarının bu denle artışı karşısında saat stoğu yapmaya itilmeleri de başka bir fırsat kapısı açmış: mağazalaşma. 2007'de "Alışverişlerinizi www.alisverissaati.com fırsatları ile Dokunarak, Görerek ve İnceleyerek yapın" sloganıyla Sirkeci'de açıktıkları mağaza ile Çurey internet-hayat ilişkisinin gelişeceğini ve 2008'de daha da büyüyeceklerini öngörüyor.

Çurey'e göre internette büyümek, mağazalaşarak büyümekten daha kolay. Günlük 16000-17000 ziyaretçiye sahip olan alısverissaati.com'da 3,5 sene sonunda günde 130 saat satabilir hale geldiklerini vurgulayan Çurey, tersi prosesin (mağazacılıktan internete) ise işlemeyeceğini de ayrıca belirtiyor.

Başarının sırrı: Benzersiz (Unique) olmak

3,5 senede 4,5 milyon $ ciroya ulaşan alısverissaati.com, 150,000'e varan üye sayısıyla bugün artık vazgeçilemeyen referans noktası haline gelmiştir. Çurey 4 senedir devam eden bu macerasını ve başarısının sırrını şu cümleyle özetliyor: "Başarı=Unique olmak! Bir internet sitesinde kullandığınız, kodlar, template'ler önemli değil. Asıl önemli olan şu: benzersiz olduğunuzu doğru bir şekilde ifade edebiliyor musunuz?" Çurey herkesin önerisine kulak verip alısverissaati'ne başka mücevheri de sokarsa ne olur? Benzersizlik yani "unique"lik yok olur. Çünkü birden fazla kategoride satış yapan bir çok site var, ve bir de sadece saat satan alısverissaati.com var.

Tek denklem: saat=alışverişsaati

Çurey'e göre tek rakipleri var: o da Google! Çünkü insanlar her şeyi google'a soruyor. Şimdilerde bu durum üzerine çalışıyor ve saat=alısverissaati.com sloganı ile "insanlar artık google'a saat yazmasın alısverissaati yazsın"ı gerçekleştirmek istiyor, bu uğurda çok ciddi reklamlar veriyor.

Satış profili ve Casio işbirliği


Saat başı ortalama 140-150 ytl'lik alışveriş yapıldığını belirten
Çurey, en çok satan markanın ise Casio olduğunu söylüyor, öyle ki satış rakamları Casio toptancılarından bile fazlaymış. Ancak Casio'nun Türkiye'deki kötü imajının (hesap makineli saat, kalitesiz saat...) aşılması gerekilen bir engel olduğunu görmüş olacaklar ki; Casio ile bir ortaklık yaparak Tepe Nautilus'da açtıkları Casio Point mağazası ile Casio imajını baştan ayağa değiştirmeyi amaçlıyorlar. Bu imaj çalışmasının Casio'dan çok alısverissaati.com'u karlı çıkaracağını söylemek de sanırım yanlış olmaz.

Geleceğe atılan cesur adımlar

Bugün Alexa verilerine göre dünyanın 2. en çok ziyaret edilen "saat" sitesi olan alısverissaati.com kendini niş pazarda fazlasıyla ispatlamış durumda. Peki satışlar neden sadece Türkiye'ye olsun? Öyle görünüyor ki, alısverissaati.com'u çok yakın bir tarihte, merkezi İstanbul olan bir saat satış sitesi olarak uluslararası arenalarda da görücez. Alısverissaati'ni ziyaret eden %2 yabancı oranından feyz alarak bu yönde bazı atılımlar planlayan Çurey'in, dünyaya açılacağı takdirde başarılı olacağına inanmamak içinse hiç bir sebep göremiyorum.

29 yaşındaki dev girişimci

1978 Adana'da doğumlu Kudret Çurey, ilkokulu İskenderun'da, ortaokul ve liseyi de Kadıköy Anadolu Lisesi'nde tamamlamıştır. Yıldız Teknik Üniversitesi Makine Mühendisliği'ne 1996'da girdikten sonra 2006 senesinde mezun olmuştur. Junior Chamber International-JCI (Genç Müteşebbisler Joycees Derneği) üyesi de olan Çurey, JCI'ın 2004 yılında Lozan'da yapılan Dünya Ticaret Oyunları'nda (World Trade Game) bronz madalya kazanmış, JCI ile Danimarka, Belçika, Fransa gibi birçok ülkede sayısız konferansa katılmaktadır. (Kaynak: Dünya Online Haber Sayfası)


24 Şubat 2008 Pazar

Başarının sırrı e-mbrio'da saklı

19 Şubat’ta dersimize konuk olan e-mbrio genel müdürü Hamit Kekeç, internet dünyasında hayati olduğunu düşündüğü noktaları ve stratejileri bizimle paylaştı.

Kısaca e-mbrio hakkında bilgi vermek gerekirse; e-mbrio “yanlış işe girmemek” ilkesiyle, yaratıcı iş fikirleri bulan, bulunmuş olanlara yatırım yapan bir kuruluştur. Temel motivasyonları ise; hiç şans bulamamış, doğru yönlendirilmemiş, sonuna kadar desteklenmemiş sanal ortamdaki bütün fikirleri doğru bir şekilde değerlendirerek, "ilk gerçekleştiren" veya "ilk doğru gerçekleştiren" olmaktır. DataProfil, SuperTeklif, Tio, BelgeTurk, Vendio ve KolayTedarik, e-mbrio'nun öncü ve sıradışı girişimleridir.

Tarım çağı ve sanayi çağından sonra internet ile gelen bilgi çağında artık bilgiye ulaşmanın değil, o bilgiyi yorumlamanın ve özümsemenin önemli hale geldiğini vurgulayan Kekeç, bilgi çağının da yerini yavaş yavaş "yetenek çağı"na bırakmaya başladığını söyledi. Kekeç ayrıca, iş hayatında başarıya ulaşanların yetenek ve vizyon sahibi "doğru insanlar" olduğunu ekledi. Doğru insanlar vizyon üretir ve vizyonu neyse o insan en fazla onu yapar. Yani doğru insanlar büyük düşünebilen insanlardır.

2006 yılında Don Tapscott ve Anthony D. Williams'ın yazmış olduğu “Vikinomi”den de sık sık alıntı yapan Kekeç, stratejik işbirliklerinin günümüzde önemli hale geldiğine değindi. İş hayatında başarıyı elde etmek için "kaldıraç etkisi" yapan işbirliklerine zekayı katıp, nefesi (sermayeyi) de arkaya almanın önemini belirtti. Eğer sermayeniz daha yolun ortasında yetmiyorsa, en iyi projeler bile hayata geçmez ya da başkaları tarafından çalınır. Ayrıca internette "yanlış iş"lere girişmenin affedilmez olduğunu da sık sık vurgulayan Kekeç, kurulan internet şirketlerinin sadece binde 2 sinin ayakta olduğu da hatırlattı ve şu cümleyi sıklıkla telafuz etti : "İnternet dünyasında ya 1’siniz, ya da hiç!"

İnternette iş yapmanın 4 doğrusu

İnternette iş yapmanın ne kadar riskli olduğunu ve stratejik kararlar gerektirdiğini defalarca vurguladıktan sonra Kekeç, başarılı olmanın anahtarı olan ve birbirini kabuk gibi saran 4 doğruyu şu şekilde anlattı:

1. Doğru insan= Yetenek, vizyon ve liderlik

İnsan çekirdektedir ve eğer başarılı olmak istiyorsanız çekirdeğe vizyon sahibi olan ve takımını bu vizyona kitlemiş bir lider koymalısınız. Çünkü doğru iş, çekirdekten yani doğru insandan başlar.

2. Doğru iş="ilk" ya da "doğru ilk"

"Fikrinizi 6 dakikaya sığdırabilirmisiniz?" Yapmak istediğiniz işi karşınızdakine 6 dakikada anlatamıyorsanız işiniz biraz zor, çünkü anlattıklarınızın ilk 6 dakikadan sonrasını kimse dinlemeyecektir.

Kekeç'in değindiği bir başka konu da, sadece "doğru" işi yapmanın değil, o işi de "doğru" yapmaın gerekliliğiydi. Bunun yanı sıra entegre iş modeli kurgulama sanatı, yani stratejik iş modeliyle sinerji oluşturup 1+1=10 yapabilmek de günümüzde başarılı faktörüdür.

Ve tabii ki doğru hedef kitleyi belirlemek, odak kitlesini fazla dağıtmamak da doğru iş yapmanın gereklerindendir. Artık herkesin herşeyi yok! Tabir-i caizse "1 numaralı siteyim ne iş yaparsam satar" mantığı artık yürümüyor. Buna ise en iyi örnek ise, sürekli yeni projeler üreten fakat hala gelirinin %80ini arama motorundan kazanan Google'dur.

Peki ya bir çok fonksiyonu olan oldukça gelen bir portal haline gelen Yahoo? Alexa'da 1 numara olan Yahoo ve 4. sıradaki Google arasında bir kaşılaştırma yaparsak, 160 milyar dolar değerindeki Google karşısında sadece 40 milyar dolar değeri olan Yahoo'nun durumunu, odak kitlesini fazla dağıtmanın faturası olarak yorumlayabiliriz. Eğer bir işte rakip belli ve çok güçlüyse, Yahoo bile olsanız bu işe girmenin bir getirisi olmayacaktır. Bu konudaki en bilinen örnek de, Yahoo'nun açık artırma işine de girip E-bay karşısında çaresiz kalıp çekilmesidir.

Hamit Kekeç'in burada vurguladığı bir başka strateji de "fark yaratmak" yani sürtünmesi fazla olan ve kolay kolay taklit edilemeyecek, yetişilemeyecek bir fark yaratmak. Buna verdiği örnek ise Facebook ve MySpace idi. Facebook'u şuan Alexa'da 7.sıralara taşıyan, binlerce kullanıcının siteye katkı yapmasını sağlayan "application ekleme" özelliği artık MySpace tarafından yetişilemez bir hal almıştır.

Tüm bunları kritize ettikten sonra Sayın Kekeç, internet girişimcilerine aşağıdaki özelliklere sahip "temiz işler"i önerdi:

  • İnteraktivitesi bol (kulaktan kulağa yayılabilen)
  • Merak uyandıran (reklama gerek bırakmayacak)
  • Kazan kazan ilkesine sahip (örneğin reklam verip, o reklamı görene de para dağıtmak)
  • Sürtünmesi az (farklı noktalara çok fazla değen, yorucu, "nefesi" olanın bile yetişemeyeceği taklit edilmesi zor projeler)
  • Güvenilir ve yenilikçi marka olmak (örnek: Google)
  • Yeterli hedef kitlesi belirlemek (çok niş olmayan)
  • Kategori/subkategori lideri olmak (örnek: Facebook)

3. Doğru pazarlama:

Doğru insan ve doğru iş ile yol çıktıysanız bundan sonraki adımınız pazarlamayı doğru yapabilmek olacaktır. Bunun için de şu gerçeklerin farkında olmak gerekir:

  • Bilinen reklam ve pazarlama stratejileri artık internette etkili olmuyor. Başarı faktörü artık "kulaktan kulağa yayılım".
  • Gerilla marketing: Bilinenin ötesinde, lokal hareket ermek. Sahaya inip hedef kitleye özel hareket etmek.
  • Gösterim/bannerlar öldü. Artık moda "performans"
  • Konuşturuacak işler, biliçli hikayeler lazım (word-of-mouth-marketing: garajda kurulan şirketler Google, Amazon)
  • Kritik rekabet avantajını iyi belirleyip ona odaklanmak.
  • Daima ilk kalmak: 1. olabilirsiniz, peki 1. kalabilir misiniz?
  • Aç gözlü olmamak. Baştan ne kadar sermaye gerekeceğini hesaplamak. Nefesi arkaya almak. Nefesin kesilirse başarılı olamazsın.
4. Doğru hız:

Daha önce de defalarca belirtildiği gibi, ya birinci olmak ya da doğru yapan birinci olmak için en uygun zamanda hareket etmek gerekir. Özellikle sermayenin önem kazandığı bu son ve belirleyici adımda da başarılı olmanız sizi internette anılan "ilk"lerin arasına sokucaktır.

Peki Kekeç neden sürekli ilk ya da doğru ilk olmaktan bahsediyordu? Bunun için bir alıştırma yaptık ve gördük ki, gerçekten de internet dünyasındaki 2. ve 3.ler kimse tarafından bilinmiyor. İşte farklı kategoriler için örnekler:
  1. Arama motoru: Google. Türkiye'de kullanım oranı %90. Türkçe modifikasyonları da önemli etken. Kullandığınız başka bir arama motoru var mı?
  2. İzinli pazarlama: Süperteklif.com (800.000 üye sayısı, üyelerine de para kazandırıyor: 91,900 YTL şimdiye kadar üyelerine ödenen toplam puan)
  3. Yemek siparişi: yemeksepeti.com/ 2. kim bileniniz var mı?
  4. Kariyer siteleri: kariyer.net / burada yenibiris.com istisnası geçerli
  5. Ürün karşılaştırma motoru: E-bay (shopping.com'u da 620 milyon $'a satın aldıktan sonra cirosunu katladı)
  6. B2C (business to customer): Hepsiburada.com
  7. Video: youtube.com (1.65 milyon $'a Google tarafından satın alındı)
  8. Genel portallar: yahoo.com/ mynet.com


Hamit Kekeç kimdir?

1974 İstanbul doğumlu Hamit Kekeç, 1997 yılında İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesi'den mezun olduktan sonra, çalışma hayatına 1997 yılında Pamukbank'ta başlamıştır. 1997-1999 yılları arasında "Dialog Direkt Bankacılık" projesinde çalışmış ve sonrasında yine Pamukbank'ta 3 yıl süre ile KOBİ ve girişimcilere yönelik "Girişimci Bankacılık" projesinin kuruluş ve gelişiminde Ürün Yöneticisi olarak çeşitli proje geliştirme ve pazarlama faaliyetlerini yürütmüştür.

2003-2006 yılları arasında Finansbank İşletme Bankacılığı'nda Ürün Geliştirme Müdürü olarak çalışan Kekeç, geliştirdiği yenilikçi ürün ve projelerle Finansbank KOBİ Bankacılığı'nın hızlı büyümesinde aktif rol oynamıştır. "KobiFinans" markası altında KOBİ'lerin ihtiyaçlarını karşılamak üzere, KobiFinans Dergisi, kobifinans.com.tr, KobiFinans Danışma Hattı gibi vizyoner projelerin hayata geçmesini de sağlayan Kekeç, Girişimci ve KOBİ'lerin ihtiyaçlarını yakından tanımaktadır.

2006 yılından itibaren işe başladığı Teknoloji Holding'de de, yeniden yapılanma sürecinde e-business alanındaki yeni yatırım kararlarında etkili olan Kekeç, İş Geliştirme bölümünden sorumlu olarak başladığı holding bünyesindeki görevine, halen Embrio A.Ş.'nin Genel Müdürü olarak devam etmektedir. (Kaynak: e-mbrio)