youtube etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
youtube etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Nisan 2008 Pazar

Özgür Alaz bize e-ticaret tüyoları versene!

E-ticaret dersimiz kapsamında bu hafta da, 2000 yılı İTÜ İşletme Mühendisliği girişli Özgür Alaz'dan yeni internet trendlerini dinleme şansı bulduk. UnitedPlankton kurucularından olan Özgür, internet konusunda şimdiye kadar bir çok danışmanlık vermiş. Kendisini Google Bize Logo Yapsana kampanyasından hatırlıyor olmanız da muhtemel. Biz de kendisinden, internet iş planlarında neler olmalı konusunda faideli tüyolar edindik.

Özgür Alaz der ki; "Platformu yaratmak yeterli değil, kullanıcıya deneyim sağlamak önemli olan."

Sevdiğimiz oyun ve siteleri listeleyip (WoW, Facebook, Championship Manager, Sims gibi..) incelediğimizde gerçekten de şu mekaniklerin ortak olduğunu gördük/analiz ettik:

1-Toplayıcılık: Bağımlılık yapan bir mekanik. Aslında kolleksiyonculuk hemen hepimizin içinde olan bir özelliktir. Hepimiz küçükken birşeyler toplamışızdır. Şimdi ise oyunlarda silah topluyoruz, para/altın topluyoruz, arkadaş topluyoruz vs. Bu his o oyunu oynamamıza devam ettiren ya da o internet sitesinde durmamızı sağlayan bir etken.

  • Bir diğer örnek "popüler üyeler listesi" oluşturan siteler.. Üyelerin arkadaş sayılarına göre dizildiği ve en çok arkadaşı olanın en popüler olduğu siteler, kullanıcıları daha çok arkadaş edinme yönünde tetikler.
  • Başka bir örnek olan Google Reader ile yazdığımız blogları yada beğendiğimiz yazıları paylaşabiliyoruz.
  • Facebook'ta iRead aplikasyonu ile okuduğumuz kitapları topluyoruz.

Aslında tüm bu örneklerdeki psikoloji pokemon kartı toplayan çocuktan farklı değil..Kısacası yeni bir platforma değil yeni deneyimlere ihtiyaç var

2- Puanlama: Başarı ile başarısızı birbirinden ayıran bir mekanik. Başarmanın da bir işgücü olduğunu söylemeye gerek yok sanırım? Toplanan altın sayısı, level, fiksür...Bunların hepsi aşikar olduğumuz puan kriterleri..

  • Yelp örnek verilebilen bir değerlendirme sitesi. Buradaki üyeler; arkadaş sayısı, yorum/değerlendirme sayısı ve ilk olarak değerlendirme entrylerine (yeni bir doktor, yeni açılan bir yer) göre değerlendiriliyor ve üstün olan o networkte statü kazanıyor.
  • Youtube'a yüklenen bir vidyonun değerlendirme kriterleri: rating, izlenme sayısı, aldığı yorumlar. Puanlama maddi birşey kazandırmıyor, ancak bir kullanıcının vidyoları ne kadar çok izlendiyse o kadar çok statü artıyor. Kullanıcı açısında da youtube'dan çıkış zorlaşıyor.
  • Flickr: en ilginç fotoğraflar listeleniyor.

3- Geri bildirim: İş planlarında notification sistemleri de olmalı ki, kişi o sitede olan üyeliğini (uzun süre kullanmasa da) unutmasın. geri bildirim ile o siteye geri dönüş için bahaneler sunulabilir.. Örneğin facebook'tan gelen yeni arkadaş ekleme uyarısı gireceğimiz olmasa da siteye log-in yapmamızı tetikleyen bir faktör.

4- Etkileşim: Facebook wall-to-wall güzel bir örnek olabilir. Facebook, "ben insanları hangi bahaneyle sosyalleştirebilirm?" sorusuna oldukça yaratıcı çözümler sunuyor..Anasayfada her log-in olduğumuzda bir çok etkileşim fırsatıyla karşılaşıyoruz. (Kimler arkadaş oldu, kim hangi event'e katılıyor gibi)

Şimdi de yeni bir hizmet ile bir adım daha ileri attılar: Ortak arkadaşları paylaştığımız kullanıcıları anasayfada görüyoruz ve istersek arkadaş olarak ekleyebiliyoruz. Bundan daha iyi bir network olamaz!

5- Kişiselleştirme: Kişileştirmenin önde gideni, sunduğu zengin olanaklarıyla hiç şüphesiz Myspace.

Tüm bu mekaniklere göz önüne alarak Özgür Alaz diyor ki, yapacağınız işplanını platform olarak düşünmek yerine (ki yeterince platform var zaten) bunlara mekanikleri ekleyerek deneyim yaratın.

Ve değişik bir deneyim örneği: Zopa. Bir peer-to-peer (2 nokta arasında kısa yol) örneği olan Zopa, bankacılığın insandan insana uygulaması fikri üzerine kurulu. Kişiden kişiye kredi alıp vermek artık mümkün..Böylece kredi alırken (bankalara göre) daha düşük faizle, verirken de daha yüksek faiz olanağı sağlıyor. Ancak model dünyada oldukça başarılı olmasına rağmen Türkiye'de başarısız çünkü:

  • Dünyada kredi notu ile kişilere verilecek faiz oranları değişir ancak Türkiye'de henüz bu şekilde bir kredi notlandırma sistemi oturmuş değil
  • En önemlisi hukuksal engeller var..Zopa modelinde arada banka yokken, hukuksal engeller nedeniyle banka sokulursa banka kar alacağı için iş planı başarılı olamayacaktır.

Arda'dan Kutsal Bilgiler

15 Nisan'da Webrazzi, Blograzzi (sonu -razzi olan çoğu sitenin sahibi) sahibi olan Arda Kutsal'ı ağırladık. Blograzzi, Türkiye'deki blogları tek çatıda toplama amacını güden bir girişim. Kurucusu olduğu diğer bir şirket de web sitesi çok yakında hazır olacak olan Crenvo Bilişim Danışmanlık.

İş planlarına melek yatırım desteği sağlayacak olan Crenvo'yu Arda Kutsal'ın ağzından öğrenelim: "Crenvo, ana işi olarak internet şirketlerine danışmanlık hizmetleri sağlamaktadır. Bu hizmet kapsamını strateji, pazarlama, ürün, yönetim ve yatırım danışmanlığı gibi alt konulara bölmek mümkün. Crenvo‘nun danışmanlığa bağlı sağladığı alt hizmetler de araştırma ve eğitimdir. Eğitim alanında şu an için Web 2.0 ve Enterprise 2.0 gibi tamamen kurumlara özel seminer/eğitim programları mevcuttur. Araştırma hizmetinin kapsamı ise tahmin edileceği gibi dönem dönem Webrazzi,‘den kısa parçalarına yer verdiğim özel araştırma raporlarıdır. “Türkiye’de sosyal ağlar”, “potansiyel yatırım alanları”, “Türkiye’de web girişimi satın alma trendleri” gibi. Bu raporlar şirketlere özel hazırlandığı için detaylarını paylaşmam maalesef herzaman mümkün olmuyor. Crenvo‘nun melek yatırım desteği belirli dönemlerde açılacak başvuru süreleri kapsamında yönetileceği için kısa süre sonra açılacak başvuru dönemi için şimdiden hazırlık yapmak önemli olacaktır. " (Webrazzi'den alıntıdır)

Melek yatırım (business angel) süreci, hayata geçmemiş projelere, daha çok çok erken aşamasında, daha ürün ve ispat ortada yokken yatırım yapan bir süreç. Yatırım miktarı çok çok büyük değildir. Girişimcinin değer yarattığı y-combinator.com modeli Türkiye'de Crenvo ile gerçekleşecek uygulama modeline benzer bir model. Y-combinator'da maksimum 25,000$'lık yatırım sağlanıyor ve melek yatırımcı girişimden %5-6'lık pay alıyor. Türkiye'deki durum ise farklı; melek yatırımın dönüşü çok hızlı beklenmiyor. Üst limitler de geçerli değil yani 25,000$ üst sınır değil yeterki fikir sahibi projesini sahiplenip başında dursun. Crenvo sayesinde, şirket kaynakları dışında yurt dışından da yatırımcı olucak.

Web 2.0

Web 2.0, zamanında bir grup kişinin internet dünyasındaki değişimi görüp; "eskiden içeriği verirdik onlar takip ederdi, artık birileri içeriği yaratıyor" sonucuna varmalarıyla ortaya çıkmış.

Ekim 2005'ten itibaren Web 2.0 ile,

  • Tasarımlar öne çıktı
  • Teknolojiye göre tasarım
  • Modüler paylaşım: XML, RSS
  • CSS ile grafik kullanımı azaldı
  • Karşılıklı güven: "Gelin benim siteme bilgi ekleyin"
  • Tasarım değişti: Büyük pikselli yazılar ortaya çıktı
  • Dışarıdan gelen içerik & içerik paylaşımı
  • Wikipedia: ücretsiz sahipler, ansiklopedik bilgi
  • Youtube: Paylaşımlı video seyretmek
  • Para kaynağı=Premium servis + reklam taban

Artık dünya Web 3.0 -anlamsal (semantik) web dünya-yı beklerken, Türkiye henüz Web 2.0 kültürüne bile hazır değil. Çünkü Türkiye'de daha çok yurt dışından alıntı yapıldığı gözleniyor. Örneğin vidyo kategorisine bakıldığında, Youtube'da Sütü seven kamyoncu, İdare edemem anne gibi örnekler mevcut olsa da, bu istisnalar dışında kaliteli user generated content göremiyoruz. Hele ki, Mentos+Diet Coke çalışmaları ile karşılaştırırsak:







Yine, Wikipedia.tr'ye baktığımızda, çok az makale olduğunu görüyoruz ve bu makaleler bilgi açısında çok mu değerli? Orası tartışılır...

Ne yani Web 2.0'a hazır değiliz, Web 3.0'a hiç mi geçemeyiz?!

İşte burada istisnai bir durum söz konusu: Türk'ler teknoloji konusunda dünyadaki koronolojik sıraya çoğu zaman uymamıştır. Yani biz bazen ara süreçleri yaşamadan atlarız. Örneğin, Migros'tan alışveriş ederken birden bire hepsiburada'dan sanal alışveriş etmeye geçtik. Fakat yurt dışında bu süreç bu kadar kolay olmadı. Sürecin akışı: market alışverişi, katalog alışverişi, tele-marketing ve e-ticaret şeklindeydi. Bizde ise katalog ve telemarketing olağan sürecin aksine şimdi şimdi başladı.

Rekabet pazarla sınırlı değildir

  • İzlesene.com'un rakibi youtube. Youtube kapandığında izlesene.com'un ziyaretçi sayısı 2 katına çıkıyor. Ancak bu 2 örneğe bakıldığında, izlesene.com'a gelen ziyaretçi genellikle bir linkten dolayı gelirken, youtube'a gelen kişi anasayfadan bişeyler arıyor. Bilinirlik ve başarı bu olsa gerek. Esasında bu örnekte gösterilmek istenilen bir karşılaştırmadan ziyade, internet kullanıcısının artık Türkçe içerik olup olmamasına önem vermediğiyle alakalı. Bunun en iyi örneği de facebook. Facebook; tasarımı olmayan, kullanımı oldukça zor ve dili ingilizce bir site olmasına rağmen yonja.com'u oldukça sarsan, içeriğini dışarı açmasına neden olan bir örnek.
  • Tersi bir örnek ise Blogcu vs. Blogger arasında: Nokta tarafından satın alınan Blogcu.com, Alexa'da Türkçe siteler arasında 12. sıradaydı. Reklam geliri yoktu fakat trafiği çok yüksekti. İçeride de önemli sayıda bilgi girişi yapan insan vardı. Ve şuan Blogger'a rağmen, Blogcu Türkiye'de 1. sırada.

Trendler...Trendler...

Arda Kutsal'a göre 2008'in trendi komuniteler. Yani ortak zevke sahip insanların bulunduğu siteler. Ancak bağlantı kurmak ile ortak hareket etmek aynı şeyler değil. İnsanlar facebook vs. ile 10 senelik arkadaşlarını bile buldular, şimdi ise sıra ortak hareket ermekte.

2007'de Twitter fırtınasına karşılık Arda Kutsal derki: "2008 Twitter'ı Friendfeed"

Friendfeed; youtube, flickr, del.icio.us, twitter gibi çeşitli sitelerde hesabı olan kullanıcıların, bu hesapları tek bir friendfeed hesabı ile toplamasına olanak sağlayan bir site. Böylece kullanıcının herhangi bir hesabında yaptığı değişiklik (Twitter mesajları, youtube'a video ekleme, flickr'a yeni resim yükleme vs) friendfeed'den takip edilebiliniyor. Yani tüm network dünyası tek bir kanalda önümüze seriliyor.