15 Mart 2008 Cumartesi

Bu Bir GittiGidiyor Başarı Hikayesidir

E-ticaret dersimizde her hafta ağırladığımız konularımız sayesinde farklı hikaye ve iş planlarıyla tanışıyoruz. Konuklarımızdan her biri farklı bakış açıları farklı önerilerle dağarcığımızı genişletiyor. Bu haftaki konuklarımız ise Türkiye'nin en büyük elektronik ticaret platformu olan GittiGidiyor'un kurucu ortaklarından Burak Divanlıoğlu, Serkan Borançılı ve 1 senedir GittiGidiyor'un CEO'su olarak görev yapan Cenk Angın idi.

GittiGidiyor hikayesi geçen hafta dinlediğimiz Nevzat Aydın'ın yemeksepeti'nden biraz daha farklı çünkü onlar Nevzat Aydın'ın ‘Her zaman en iyi arkadaşınız iş ortaklığı için en doğru kişi olmayabilir.’ sözüne inat 3 sıkı dost olarak çıktıkları yolda kol kola emin adımlarla ilerliyorlar.

Başa sarıp hikayenin en başına dönelim

1994 İTÜ Mimarlık mezunu 2 dost önce kendi mesleklerini icra etmek üzere hayata atılıyorlar. Fakat mimarlığın taahüt baskısı, bir projenin ardından hemen başka bir projeye başlamak onları yıldırıyor ve mimarlığı bir kenara bırakıp internette gelir kaynağı olarak çalışan döngü oluşturmak yoluna baş koyuyorlar. Ancak ilerleyen günlerde bu proje mimarlık daha zor gelmeye başlayacaktı. Ancak onlar kendilerini bu işe adamışlar çünkü kendini çok adamayanın konsante olamayacağına dolayısıyla başarısız olacağına inanıyorlar.

İçerik için kendilerinin uğraşmayacakları, kullanıcıların oluşturucağı bir proje üzerine kafa yoruyorlar ve GittiGidiyor 5 Şubat 2001'de yayın hayatına başlıyor. 2001-2002'ye kadar tasarım süreci devam ediyor, ancak bu dönemde açılan tüm internet şirketlerinin belası olan Türkiye krizi patlak veriyor.

İş yavaş yavaş büyüyor ancak %20 büyüme bile küçük geliyordu, başa baş noktasına bile kolayca ulaşılmıyor. Hatrı sayılar meblalar ise 2003 sonunda elde ediliyor.

2003 Ağustos'ta ilk defa profesyonel eleman alıyorlar, o zamana kadar herşeyi kendileri yapıyorlar. Kodlam ise outsource yani Türkçesi 19 yaşında 2 çocuğa kod yazdırmak. Daha sonra bu gençler de şirkete ortak oluyor. 2003 ortası derli toplu bir ofis, pazarlama harcamaları (2004 başlarındaki ilk ama dolukça verimli pazarlama aktivitesi ntvmsnbc'de ve daha sonra TV reklamları) ve GittiGidiyor gümbür gümbür geliyor.

Hoşgeldin eBay!

Bildiğimiz gibi GittiGidiyor bir eBay ortaklığıdır. Bu ortaklık hikayesi ise şu şekilde:

eBay'le ilk temas 2004 Ağustos. O zaman daha 100,000 kullanıcı var. Trend aslında bir miktar belli, özellikle 2005'te bir trend var ve o projeksiyonlar nerdeyse %100 gerçekleşmiş.

Doğan Holding'in pazaryeri.com projesi ile msn sitesine de girmesi ilk rakibi ortaya çıkarıyor. Ve ortalıkta dolanan bir duyum: "eBay Türkiye'ye gelecek" Bu duyumun aslını öğrenmek isteyen GittiGidiyor, eBay ile temasa geçiyor ve bazı bilgiler veriyor, diğer bir deyişle "Türkiye'de lider bir GittiGidiyor var takip edin", "eğer Türkiye planınız varsa bilelim, rakip olacağımıza ortak olalım" sinyallerini veriyorlar. 2005 Nisan'da bir eBay üst düzey yöneticisi Türkiye'ye geliyor ve update edilmiş GittiGidiyor rakamlarını görüyor.

1 sene hiçbirşey olmuyor. 2006 Mayıs'ta eBay CEO'su Türkiye'ye geliyor ve büyüleniyor. eBay Almanya Direktörü Sina Afra'nın 2006 Haziran'da GittiGidiyor ile temasa geçmesinin ardından bir nevi müzakerelere başlanıyor.

eBay şirketin tamamını/çoğunu ya da azını satın alabileceğini söylüyor ve seçimi GittiGidiyor ortaklarına bırakıyor. Tercih ise azınlıklı ortaklık yönünde oluyor (ancak çoğunluğa geçmek için opsiyonları var) ve 2007 Mayıs'tan beri GittiGidiyor resmi olarak bir eBay ortaklığı.

Burak Divanlıoğlu bu süreci şöyle değerlendirdi: "Bu işe epey emek verdik ve en keyifli olduğu zamanda elimizden çıkarmak istemedik. Önemli olan illa para değil, değer yaratmak da önemli." "...GittiGidiyor çocuk büyütmek gibi; geçmişini bilmeden olamayacak birşey."

Şirket hala büyümeye devam ediyor, yapı oldukça büyük. 60 kişilermiş bir senede 101 kişi olmuşlar. Büyüme oldukça çabuk.

Organizasyon Yapısı

1- Operasyon Departmanı: Call center'ın e-mailli müşteri destek hali. Bu ekip 40 kişi ancak sene sonuna doğru 70 kişiye çıkması bekleniyor. Zira günde 3000-3500 temas oluyor. Ticaret büyüdükçe temas ve personel sayısı da artıyor.

2- IT: Tabir-i caizse bel kemiği. Hizmeti geliştirici ekip: Makine güvenliği, bakım, kodcular, görseller, grafik tasarım gibi fonksiyonlara bakılıyor.

Bu önemli birimlerin yanısıra diğer tipik birimler de mevcut: finans, insan kaynakları, pazarlama (CRM'i de barındırıyor) gibi..

GittiGidiyor'un başını ağrıtanlar

Taklit ürün meselesi eBay'in dahi yaşadığı tipik bir sorunu teşkil ediyor çünkü taklit ürünleri kontrol etmek imkansız. Ancak eBay'den farklı olarak GittiGidiyor sahte ürün için koşulsuz iade imkanı sunuyor.

GittiGidiyor'un medar-ı iftiharı ise 4 adımda güvenli ticaret:
  1. Ürünü Al: Alıcı, satın aldığı ürün bedelini Satıcı'ya değil, havuz hesabına öder. Ödenen tutar, havuz hesabında Alıcı adına bloke edilir.
  2. Evinde İncele: Satıcı ürünü Alıcı'ya kargo yoluyla gönderir. Alıcı, ürünü teslim alır ve evinde inceler (henüz para Satıcı'ya ödenmemiştir).
  3. Onay Ver: Alıcı, teslim aldığı üründe herhangi bir sorun bulunmadığından emin olduktan sonra Satıcı'ya ödeme yapılması için GittiGidiyor'a onay verir.
  4. Paran Satıcıya Aktarılsın: Alıcı'nın onay vermesiyle ürün bedeli, GittiGidiyor tarafından Satıcı'nın banka hesabına transfer edilir.
Bu zinciri takip eden know-how'ı güçlü 8 kişilik bir müşteri hizmetleri ekibi var. Bu ekip risk yönetimi, sahte kullanıcı, sahte ürün ve site güvenliği gibi konullardan mesul.

Bazı detaylar
  • İlk zamanlar tanıtım yok, trafik yok ama ilk günden itibaren yükleme ücretli. Satıcıların gelmesi de çok uzun zamanlar aldı. Tabi hali hazırda satıcılar da vardı: koleksiyon ürünü satanlar. İlk listeleneler ve satılanlar eski paralar ve pullar. Ancak paralı yükleme filtrelemesi ile site kalitesi hep düzgün kaldı fakat bu büyümeyi yavaşlattı.
  • Profili kötü olan kullanıcılar bu sitede barınamaz ki zaten kullanıcılar birbirlerini şikayet ediyorlar.
  • eBay ile ortaklık her iki tarafa da kazandıran bir durum oldu. eBay onlarda olmayan bazı sıradışı uygulamalara ilgi duydular, GittiGidiyor ise onların tecrübelerinden yararlandı. Çünkü GittiGidiyor tarihin tekerrürü gibi adeta eBay'in geçtiği yollardan geçiyor aynı sorunları yaşıyor. Özellikle pazarlama konusunda bilgi akışı oldukça fazla.
  • GittiGidiyor isminin esin kaynağı GoingGoingGone imiş.
Rekabet nasıl gelişti

2001'de açıldıklarında ilk değillerdi ve bugüne kadar da 70 tane bu tarz site açıldı (en özentisi de heralde bittibitiyor olmuş) Ancak esas ciddi rekabet 2004'te pazaryeri ile başlıyor. 2005 Temmuz'da Mynet nevaria.com. Mynet ve Doğan reklamlarıyla oldukça asılsalar da belirli bir networkten sonra alıcı ve satıcıyı çekmek zorlaşıyor. GittiGidiyor ortakları bugüne kadar çok rahatsız eden olmadığını rahatlıkla söylüyor zira marketin %90'ında fazlası GittiGidiyor'a ait ve büyüme hala sürüyor.

İstatistikler...Büyük sayılar...
  • Alıcı yoğunluğu Anadolu'da çünkü biz metropollerde istediğimizi bulabiliyorken onlar bu durumundan yoksun.
  • Günde 9 milyon sayfa gösterimi
  • 1 kişi yaklaşık 16,5 sayfa görüntülüyor ve ortalama 8 dakika geçiriyor
  • Site trafiği ise 6 milyon farklı insan/ay ve 530,000 kişi/gün şeklinde (zaten Türkiye'de e-ticaret yapan internet kullanıcı sayısı 7 milyon)
  • Kayıtlı kullanıcı sayısı 1.8 milyonun üzerinde
  • Satışa sunulan ürün sayısı 750,000'in üzerinde
  • Meraklılara ciro hesaplama denkliği:
    • ürün sayısı*yüzde kaçı satılır*average sales price = CİRO
Yelken açılan yeni işler
  • itiraf.com'un mimarı Ersan Özer ile ortak yapım lokal arkadaşlık siteleri: istanbul.net, izmir.net, ankara.net. Sonuçlardan çok memnunlar. İlk günden para kazanan siteler bunlar. 4. ayda da reklama başladılar. Üyelik bedeli konusunda ise bir sır: sadece erkeklerden ücret alınıyor kızlar için ise üyelik parasız. Ancak bundan kullanıcıların henüz haberi yok:) .
  • youtube benzeri bir site, Türkiye'nin video gündemi: timsah.com
  • uzmantv: izleyen bilir. Tamamen onların çektikleri, uzmanların görüşlerini içeren site. Şuan için sadece reklamlardan para kazanıyor ancak yakında paralı eğitim bölümleri olacak.
  • guncel.net: haber portalı
  • cimri.com: Mart sonunda yayına geçecek fiyat karşılaştırma sitesi.
Geleceğe yönelik düşünceleri ise reklam network, kariyer ve ilan sitelerine benzer bir site (fakat daha enteresan olacak) projelerini de gerçekleştirip her iş modelinde yer almak. Bakalım bu sıkı dostlar daha kaç başarı hikayesine imza atacak? İzleyip görücez...

GittiGidiyor Yönetim Kadrosu

Serkan Borançılı
22 Haziran 1971 yılında Ankara'da doğan Serkan Borançılı, 1990 yılında Ankara Yükseliş Koleji'nden, 1994 yılında İ.T.Ü. Mimarlık Fakültesi'nden mezun oldu. 1994-1998 yılları arasında Burak Divanlıoğlu ile serbest mimarlık, taahhüt ve inşaat işleri yaptı. 1999 yılında Burak Divanlıoğlu ile birlikte ARK Bilgi Teknolojileri şirketini kurdu. GittiGidiyor, 2004 yılı başlarına kadar ARK tarafından yönetildi. Türkiye'nin en büyük elektronik ticaret platformu GittiGidiyor Bilgi Teknolojileri A.Ş.'nin kurucularından olan Serkan Borançılı, 2005 yılında kurulan Magnet Bilişim Hizmetleri'nin de (istanbul.net, ankara.net, izmir.net) kurucu ortaklarındandır.

Burak Divanlıoğlu
6 Mayıs 1973 tarihinde İstanbul'da doğan Burak Divanlıoğlu, 1990 yılında Ankara Atatürk Anadolu Lisesi'nden, 1994 yılında İ.T.Ü. Mimarlık Fakültesi'nden mezun oldu. 1994-1998 yılları arasında Serkan Borançılı ile serbest mimarlık, taahhüt ve inşaat işleri yaptı. 1999 yılında Serkan Borançılı ile ARK Bilgi Teknolojileri şirketini kurdu. GittiGidiyor, 2004 yılı başlarına kadar ARK tarafından yönetildi. Türkiye'nin en büyük elektronik ticaret platformu GittiGidiyor Bilgi Teknolojileri A.Ş.'nin kurucularından olan Burak Divanlıoğlu, 2005 yılında kurulan Magnet Bilişim Hizmetleri'nin de kurucu ortaklarındandır.

Tolga Kabataş
3 Kasım 1972 tarihinde Ankara'da doğan Tolga Kabataş, 1990 yılında Ankara Atatürk Anadolu Lisesi'nden, 1994 yılında O.D.T.Ü Makina Mühendisliği'nden mezun oldu. 1994-1996 yılları arasında Arthur Andersen'de mali denetçi, 1996-1998 arasında ise Garanti Bankası'nda Kurumsal Finansman Bölüm Yönetmeni olarak çalıştı. 1998 yılında MBA yapmak üzere New York Üniversite'sine giden Kabataş, 1999 yazında Citigroup'un New York merkezinde, medya sektörüne yönelik şirket evlilikleri ve stratejik ortaklıklar (Media M&A) konusunda yatırım bankacılığı yapmaya başladı. 2003 Haziran - 2004 Eylül arası NTV/CNBC-e'de Genel Müdür Yardımcılığı yaptığı dönem hariç, 2006 Mart'ına kadar Citigroup'daki Başkan Yardımcılığı görevini sürdürdü. Türkiye'nin en büyük elektronik ticaret platformu GittiGidiyor Bilgi Teknolojileri A.Ş.'nin kurucularından olan Tolga Kabataş, 2005 yılında kurulan Magnet Bilişim Hizmetleri'nin de kurucu ortaklarındandır. (GittiGidiyor Yönetim Kadrosu'ndan alıntıdır)

Cenk Angın
1990-1997 yılları boyunca ODTÜ'de eğitim gören Cenk Angın, Makine Mühendisliği lisans programından mezun olduktan sonra MBA master'ı yapmıştır. Bankacılık, iş denetim gibi meslek dallarında çalıştıktan sonra Anadolu Grubu Efes'te dış ticaret deneyimi elde etmiştir. 2005'te Anadolu Elektronik Aletler Pazarlama ve Ticaret A.Ş./Samsung'da CFO olarak 2 sene görev yapmıştır. Şubat 2007'den beri GittiGidiyor'da CEO olarak görevine devam etmektedir. (Kaynak: LinkedIn)

4 Mart 2008 Salı

Evde ve işte "yemeksepeti"niz de sizinle

Günümüzün trendi bireysellik. Bireysel ve hızlı yaşıyoruz. Pratiklik kavramı hiç bu kadar sık anılmamıştı.
Anything in one click: tek tıkla alışveriş, tek tıkla sinema ve konser bileti, tek tıkla kitap ve CD ifadeleri uçuşurken bunlara bir yenisi daha eklendi. yemeksepeti.com: tek tıkla yemek! Telefonda derdini anlatamama, kuyrukta bekleme devri kapandı. Fiyat değişiklikleri gözümüzün önünde. Siparişimi o gün ve o saatte istediğim için toplantıdan çıktığımda pizzam beni bekliyor olucak. Restoran telefon numaralarını ajandada ya da aklımda tutmama gerek yok, yemeksepeti.com'u herzaman hatırlamam yeterli! Yemek yapacak kimsen yoksa (ya da yaptığı yenilecek gibi değilse), canın değişik bişeyler çektiyse, her gün üst üste aynı yemeği yemekten sıkıldıysan bir tek yemeksepeti.com yeter.

Aranızda yemeksepeti'ni bilmeyen var mı?

4 Mart'ta e-ticaret dersimize konuk olan Nevzat Aydın hepimizin şimdiye kadar en az bir kere (bazılarımızın mutlaka günde bir kere) ihtiyaç duyduğu yemeksepeti.com başarı hikayesini bizimle paylaştı. Nevzat Aydın da amazon.com'un CEO'su Jeff Bezos gibi düşünerek bu işe başlamış ve demiş ki; 'İki tip şirket vardır. Kullanıcılarına daha fazla para harcatmaya çalışanlar ve daha az para harcatmaya çalışanlar. Biz ikincisi olacağız. '

Sayılarla yemeksepeti künyesi:

Kuruluş : 2001 Ocak
Restoran Sayısı : 2,500
Üye Sayısı : 350,000
Günde yemek yiyen kişi sayısı : 30,000
Sistemden çıkartılan restoran :880
Ziyaretçinin sipariş verme oranı : 41%
Şu ana kadar en çok sipariş veren kullanıcının verdiği sipariş adedi : 2712

İngilizce/Türkçe dil seçenekleriyle; Ankara, Antalya, Bursa, Eskişehir, Gaziantep, İstanbul, İzmir'de faaliyette bulunan yemeksepeti.com çok yakında Kocaeli'nde ve Kıbrıs'ta (Lefkoşa, Girne, Gazimağusa) da hizmet vermeye başlayacak.



Nevzat Aydın gelişme politikalarını; "paket servisi yaygınlığı ve internet kullanım seviyesinin yüksek olduğu her yerde yemeksepeti.com kurulabilir" şeklinde açıklarken, açılan her lokasyonda site tanıtımı yapan ve organize eden bir mekanizmaya da ihtiyaç olduğunu belirtti.

Yemeksepeti stratejisi ve zaman tünelinde yolculuk

Sene 2000. Türkiye'de internet berbat durumda (örnek: başarısız bir iksir projesi). Dünya çapında da bir kriz var, Nasdaq'daki bir çok şirket çökmüş. Şu an internet açısından Amerika'nın 1-2 sene gerisindeysek o zamanlar 5-10 sene var arada.

2000 Kasım'da Türkiye'de kriz çıkıyor ve Nevzat Aydın'ın finansal planları alt üst oluyor. Sene 2001, Ocak'ta site açılıyor, Şubat'ta ise yine kriz çıkıyor. Ancak Nevzat Aydın ve ekibi projelerine oldukça inanıyorlar ve pes etmiyorlar. Nevzat Aydın krizlerin de iyi yanları olduğunu söylüyor ve açıklıyor: bu krizlerle yemeksepeti.com'a rakip gelmesi gecikti. Gerçekten de öyle, ilk rakip 2004'te karşılarına çıktığında artık çok geç.

Yemeksepeti fırsat maliyeti oldukça yüksek bir proje zira iyi eğitimli insanlar bu projeye gönül vermiş. Peki 31 yaşındaki Nevzat Aydın böyle bir kararı şimdi alabilir miydi? Nevzat Aydın gençliğinde aldığı bu kararlardan oldukça memnun olduğunu fakat yaşlandıkça bu riskli kararlar almanın zorlaştığını da itiraf ediyor.

3 özlü söz
  • ‘Her zaman en iyi arkadaşınız iş ortaklığı için en doğru kişi olmayabilir.’
  • ‘1000 fikir, 7 proje, 2 başarı öyküsü...’ (Nevzat Aydın online paket servisini düşünen ilk kişi değildi, böyle bir iddiası kesinlikle yok. Onun iddiası şuan, fikrini projeye ve sonra da başarı öyküsüne çeviren %1'lik kesimde olması)
  • ‘Doğru yer, Doğru proje, Doğru zaman...’ (2001 yılı doğru zamandı. Bu uğurda MBA eğitimini sadece 1 sömestr kala bıraktı. Belki 6 ay beklese krizlerden dolayı projesini hiç gerçekleştiremeyecekti. Doğru zaman ve şartların olduğunu düşünüyorsanız o projeyi mutlaka yapın! Bir daha böyle bir fırsatı elde edemeyebilirsiniz.)
Türkiye'deki yemeksepeti modelinin yurt dışında bir örneği yok (yabancı modellerde kapıdaki personel ekstra para alıyor, kredi kartıyla online satış, restoranlar için üyelik aidatı vs). Projede 2 oyuncu var: restoranlar ve kullanıcılar. Proje bu 2 oyuncunun da içinde bulunmayı isteyeceği bir şey olmalıydı.

Restoranlar demiş ki;

‘Biz kazanmadan hiçbir şey ödemeyiz.‘

‘Kendi ürünümü ben götürürüm, götürdüğümde paramı alırım ve kimseye de güvenmiyorum.’

‘Bilgisayar bilen birine o kadar para veremem. Zaten bilgisayarı koyacak yerim bile yok.’

Sonuç: Restoranın yaptığı işe minimum müdehale eden, ana siparişi ileten ve ilettiği bu siparişten para kazanan bir iş yapış tarzı.

Kullanıcılar demiş ki;
  • ‘Kredi kartımızı vermek istemiyoruz.’
  • ‘Ya parasını verdiğimiz ürünler bize gelmezse?’
  • ‘Önceden ödeme yapmak istemiyoruz.’
  • ‘Ürünlerin kalitesine güvenmiyoruz.’
  • ‘Kim bizim şikayetlerimizi dinleyecek?’
  • ‘Telefonda müşteriyle konuşmak nedir bilmeyen insanlarla vakit kaybetmek istemiyoruz.’
  • ‘Yanlış sipariş gelmesinden sıkıldık.’
  • ‘İlerki bir saate de sipariş verebilmek istiyoruz.’
  • ‘Yemeğimizi çoktan değişmiş restoran menüsünden seçmek istemiyoruz.’
  • ‘Biz böyle bir hizmet için ayrıca bir para kesinlikle vermeyiz.’

Sonuç: "Kredi kardınız bizi hiç ilgilendirmiyor" prensibi. Bu prensiple yola çıkmasalardı şu anki rakamların %1'ine bile ulaşamazlardı (bir zamanlar hemenservis.com vardı). Kullanıcı telefonla uğraşmak istemiyor çünkü çoğu zaman derdini karşısındakine anlatamıyor. Yemeksepeti'nde de ilk zamanlardaki %13 yanlış sipariş (hatalı, geç sipariş, post cihazının unutulması gibi) oranı şimdi %2'ye inmiş. Nevzat Aydın bu oranın %0 asla olmayacağını ama bu oranı mümkün olduğunca minimum tutmak için ellerinden geleni yaptıklarını söylüyor.

Yemeksepeti nasıl oluyor da oluyor?!

1-Kullanıcı yemeksepeti.com'a girip siparişini veriyor

2-Yemeksepeti 'ne gelen bu sipariş ilgili restorana iletiliyor. Bu iletim, eğer restoran belli bir sayının üzerinde sipariş alıyorsa post cihazıyla (kurulum ücreti tamamen yemeksepeti'ne ait olan) gönderiliyor diğer türlü telefonla bildiriliyor.

3-Restoran siparişi hazıylıyor ve yemeği götürücek (kurye vs) ye teslim ediyor.

4-
Sipariş kullanıcıya (10-45 dk arasında) teslim ediliyor.

5-Kullanıcı ödemeyi kapıda yapıyor: Nakit, kredi kartı, sodexho, ticket şeklinde ödeme yapabiliyor.

6-Yemeksepeti de bu ödeme üzerinden %10 komisyon alıyor.


Karşılaşılan Zorluklar

  • Örneğin, on-line bir DVD, kitap satın aldığınızda bu ürünün 2 gün sonra ya da 1 hafta sonra gelmesi belki çok önemli olmayabilir ancak "yemek" hemen gelmeli!
  • Zevkler değişik, insanları memnun etmek zor. yemeksepeti.com'da da sorun çıkaran kullanıcılar yok değil (örnek: siparişini verip; 2 Marlboro da getirsen ya abi ya da 1 kasa bira getir 2 YTL fazla bahşiş veriyim tarzı konuşmalar fıkra değil bizzat gerçek olaylardan alıntıdır) ama mümkün olduğunca bu sorunların üstesinden gelinmeye çalışılıyor. info@yemeksepeti.com mail adresine gelen pizzaların çapını ölçtüğüne dair resim ekleyip kendisine yaklaşık 1 orta boy büyüklüğünde eksik pizza geldiğini ispatlayan yaratıcı arkadaş efsane olmuş :)
  • Sadece operasyon bölümünde 24 kişi çalışıyor ve bu insanlar her siparişi tek tek iceliyor, onaylıyor ve sorunlarla ilgileniyor.
  • İlk olmanın avantajı ve dezavantajları var: İlksiniz ve istediğiniz sistemi kuruyorsunuz, sizden sonra gelenler sizi takip etmek zorunda. Örneğin, üye restoranlardan aidat alan bir sitenin yemeksepeti.com'a rakip olması imkansız. Ancak ilk olmanın dezavantajı da insanlara sıfırdan bir şeyi anlatıp inandırmaya çalışmak, örneği olmayan bir projeye karşı ön yargıları yıkmak.
Rekabet: "Competition is one click away"
  • E-ticaret sitelerinde en önemli kriter fiyat: yemeksepeti'nin avantajı ise fiyatların zaten belli olması.
  • Paket servisi zor bir hizmet ve bunun üstesinden gelen bir hizmet: yemeksepeti
  • Pazar çok büyük değil ama daha da büyüyecek. Trendler değişiyor; çalışan bayanlar, trafik gibi etkenler insanları paket servisine yönlendiriyor. Paket servisi trendi önümüzdeki yıllarda daha da artacak ve bu fırsatı gören, iyi konumlanan projeler başarılı olacak.
  • Rakipleri telefon. İnternetten paket servis pazarının %99'u yemeksepeti.com'a aitken, paket servisi siparişlerinin hala %92-%93'ü telefonla veriliyor.
  • Yemeksepeti sisteme alternatif getirdi. İlk zamanlardaki "yemeksepeti acaba bir heves mi?" tedirginliği şu anda atlatılmış durumda. Çünkü her geçen gün kullanıcı başına ortalama sipariş sayısı artıyor.
Klasik sadakat programları hedefleri
  • Kullanıcıyı kendine bağlayıp, rakibe gitmesini engelleme
  • Harcama miktarını arttırma
  • Ödüllendirme
  • Harcama alışkanlığını izleme
  • Satışları artırma
Yemeksepeti.com'un sadakat anlayışı
  • "Müşteri daima haklıdır" Kullanıcı yemeksepeti'nin onun yanında olduğunu hissetmeli bilmelidir. Bunu da kriterlere uymayan restoranları atarak yeterince gösteriyor.
  • Kullanıcının aynı ürünü eskisinden daha ucuza alabilmesi.
  • Promosyonlar sürekli update ediliyor dinamik olarak.
  • "Hiç bir sadakat programı kötü hizmet ve ürünün üstesinden gelemez."
Pazarlama stratejisi: 7 sene sadece internettelerdi. Word of Mouth kullandılar. Reklam vermeden önce kullanma tecrübesine (experience) önem verdiler. Marketing için de zaten bütçeleri yok. Gazete onlara göre gereksiz, faydasız; dergi, outdoor ve radyo ise prestijli.

Yemeksepeti neler yaptı / neler var sırada
  • Puanlama: hız/servis/lezzet açısından son 25 kullanıcı oyunun ortalaması gözüküyor. yani overall değil de current durum gözlemlenebiliyor. Yani o güne ait sorunları da hemen gözlemleyebilme şansınız var. Ancak bu sistemle birlikte, kendilerini puanlayan restoranlarda belirmeye başlamış ancak yemeksepeti tarafından yakalanıp sıfır almışlar. Çünkü bu sistemle zincir mağazaları şubelerini karşılaştırma imkanı buluyorlar.
  • GPRS POS Sistemi: Belli siparişin üzerinde sipariş alan (çok sipariş alan) restoranlara POS cihazı koyuluyor. POS yükleme ücreti de yemeksepeti'ne ait.
  • Canlı yardım: Üye olmayanlara açılmıyor. Msn gibi anlık yardım hizmeti
  • DVD promosyonu (30 YTL'nin üzerindeki siparişler için) oldukça başarılı ve devam ediyor. Verilen DVD'ler box-office top filmlerden değil ama fi tarihinden kalmış filmler de değil. (Bkz: DVD listesi) Ayda 15,000 DVD gidiyor. Zaten normalde satılan DVD sayısı 70,000-80,000. DVD'ler onları iyi muhafaza edebilecek belli restoranlara veriliyor.
  • yemeksepeti.com in english. 350 yabancı üye de yemeksepeti'nden yiyor, zira özellikle yabancılar için telefonla sipariş zor.
  • Gece operasyonu: 2 sene öncesine kadar gece saat 3'e kadar açıklardı. Artık 7 gün 24 saat hizmetteler. İstanbul şubesinde çalışanları 56 kişi ve bunların yarısı operasyon merkezinde çalışıyor, her an hizmet var.
  • SMS ile Digiturkten sipariş verme modeli: Digiturk - 525 Yemek Sepeti kanalı üzerinden sipariş verebiliyorsunuz.
  • Yemeksepeti ELİT: Kaydolup özel günlerinizi vermeniz size o günler için en uygun fırsatları bulmamızı sağlıyor. İstanbul'un en elit restoranlarına rezervasyon yaptırabiliyor, bu restoranlarla ilgili yeniliklerden e-posta aracılığıyla haberdar oluyorsunuz ve en güncel bilgilere (örneğin:mönü listesi) yemeksepeti.com hassasiyetiyle ulaşıyorsunuz. Tüm bu hizmetler için de tabii ki hiçbir ücret ödemiyorsunuz.
Risk alan ekip: yemeksepeti
  • Risk almayı seviyorlar ancak hesaplanabilir risk almak önemli olan.
  • İnandıkları projeyi yapıyorlar. Çalışan sayısı 3-5 kişiden 56 inanan ve kendini işe bağlayan kişiye çıkmış durumda. Başarı projeyi doğru konumlandırıp, aradaki engelleri kaldırmak.
  • Dışan dönükler, (PR) önemli. yeni trend ve teknolojileri takip ediyorlar. Basınla iyi ilişki= ciddi bir yer.
  • Bazen finansal zorluklar yaşıyorlar ancak bu onları yıldırmıyor.
  • Açık fikirli, yaratıcı, yenilikçiler. Kullanıcıların önerdiği restoranlar mutlaka incelemeye alınıyor.
  • Kötü bir restoran çıkması durumunda, kullanıcı yemeksepeti.com'u hatalı bulacak. En büyük artıları restoran çeşitliliği olmasına rağmen, belli bir servis kalitesi düzeyinin altında olan, kullanıcılara karşı hata yapan ve telafi etmeyen restoranları çıkartmaları.
ve Nevzat Aydın'dan faydalı stratejik detaylar
  • Modelleri örnek alın: Başları ne zorluklarla karşılaşmışlar öğrenin, hazırlıklı olun. (ör: yemeksepeti için örnek olabilecek siteler food.com/ waiter.com/ webvan.com)
  • Ulaşılabilir hedefler belirleyin: 3 katı büyüme hedefliyorsanız, 2,5 katı yazın siz yine de. Hedeflerinizin altında kalmayın.
  • Komunikasyon çok iyi olmalı.
  • Mükemmeliyetçi olmayın: Herşey "mükemmel" olucak diye uğraşırsanız zaman kaybedersiniz ve başka biri o işe girişirse yazık olur.

Biz de yemeksepeti.com'un başarılarının devamını ve hayatımızdan hiç çıkmamasını diliyoruz. Nevzat Aydın'a da bu değerli bilgileri paylaştığı için çok teşekkür ediyoruz.

**Dilerseniz bu sohbetin tamamını Metacafe'den izleyebilirsiniz.

29 Şubat 2008 Cuma

Saatlerimiz "alışverişsaati"ni gösteriyor!

O bir Genç Müteşebbisler Joycees Derneği (Junior Chamber International - JCI) üyesi. O bir Dünya Ticaret Oyunları (World Trade Game) bronz madalya sahibi. O sadece 29 yaşında ve 4,5 milyon $ ciroya sahip bir sitenin kurucusu. O bir Kudret Çurey ve sitesi alısverissaati.com!

1996 yılında girdiği YTÜ Makine Mühendisliği öğrencilik yıllarında çıktığı, tamamen tatil amaçlı bir aylık Amerika gezisi sırasında bir şey farketmiş: acentaların ortadan kalktığı, bilet satışlarının online yapıldığı bir internet yaygınlığı. Sene 2002. Sonra bir şekilde E-bay'den haberi olmuş ve siteyi incelemeye almış. Hatta bu konuda daha detaylı bilgiler almak için eyalet eyalet dolaşarak çeşitli kişilerle görüşmüş ve bir aylık tatil seyahatini beklenmeyen bir şekilde iş seyahatine dönüştürmüş.

Türkiye'ye döndüğünde internet üzerinden satış konusunda daha da kafa yormaya başlamış ve aile ticareti mücevherat olduğundan (2001 yılında başına geçtiği Haşmet Kuyumculuk) Amerika’ya ürün sunmak üzere E-bay üzerinden satışa başlamış. Satışların günlük 22-23 paket ürüne vurması ve kargo masraflarının da (net world wide) 7000-8000$'lara çıkmasının yanında bir de taklitlerin ortaya çıkmasıyla, artan rekabet ve düşük karlılıkla karşı karşıya kalan Çurey, E-bay sistemini Türkiye'de gerçekleştirme kararını almış.

O sırada Türkiye'de ise online satış yapanlar bir elin parmakları kadar (hepsiburada, ideefixe, deppo, eStore ve kangurum) ve bu sitelerde doğru düzgün bir kategori düzeni yok. Kudret Çurey de farklı bir pazar yaratmak için sadece saat satmayı seçmiş. Yaptığı pazar araştırması sonucunda; saat pazarının boş olduğunu, saat satışının kitap cd kategorilerinin altında gerçekleştirildiğini görmüş ve ideefixe ile anlaşarak buradan saat satmaya başlamış. Asıl amacı, Türkiye'nin online saat satın almaya bakışını, iş yapış şeklini öğrenmek ve pazarı oluşturmak. Peki ideefixe'in altında iş yapması tehlikeli değilmiydi? Ideefixe ondan önce bu düşünceyi gerçekleştiremezmiydi? Hayır yapamazdı çünkü ideefixe bir çok kategori üzerinden satış yapıyordu ve birden bire sadece saat kategorisine yoğunlaşamazdı.

Ve alışverişsaati.com kuruldu.

Çurey 2004'te alısverissaati.com'u kurduğunda bir gerçeğin çok iyi farkındaydı: "internette güvenin önemi". İnternet üzerinde insanların en çok takıldığı noktanın güven unsuru olduğunu bilen Çurey, Türkiye’de hiç bir sitenin irtibat telefonu vermediğini gözlemlemişti. Ancak, Türklerin gün geçtikçe artan cep telefonu kullanımı Türk insanının konuşmayı, telefon etmeyi sevdiğini gösteriyordu. Bu noktada Çurey güven yaratmanın farklı bir yolunu buldu ve siteye irtibat telefonları koyarak güven konusunda endişesi olan potansiyel müşterilere şu mesajı verdi: “Bizi arayın!” Böylece kafasını kurcalayan konular hakkında bilgi edinen müşteri güven duyacak, hatta telefona birisinin çıkması bile bu güvenin oluşması için yeterli olacaktı.

Alısverissaati.com 2004 yılında kurulduğunda, Çurey'in düşündüğü ilk şey satış yapmak değildi. Öncelikli düşüncesi bir pazar oluşturmak ve alısverissaati nasıl bir alışveriş sitesi olmalı sorusuna yanıt aramaktı. Bu düşüncelerden yola çıkarak flash destekli, görsellerin ağır bastığı, alışveriş sitesine benzemeyen bir alısverissaati.com yarattı. Sadece saat resimlerinin döndüğü, modellere göre katalogların yer aldığı siteyi yaratan Çurey'e göre saat lüks bir aksesuardı; potansiyel müşteriler öncelikle siteye girsinler, tanısınlar, görsel açıdan tatmin olsunlardı. Daha sonraki geçiş adımı ise üyelik oldu ve sene 2008, üye sayısı 150,000'i bulan alısverissaati.com'da hala görsellik ağır basıyor çünkü saat görseliği üstün olan lüks bir aksesuar.

"Alisverissaati.com'dan satın alma" nedenini yaratmak!

"Güvenle,ucuza satın alın."

Müşteriler saat satın alırken 2 türlü davranabilir: Ya alısverissaatini referans olarak alıp mağazadan satın alır, ya da mağazadan gördüğünü alısverissaatinden satın alır. Çurey agresif pazarlama ile müşterilerine alısverissaati.com'dan alışveriş etme nedeni yaratmak için; zaman, bir çok marka seçeneği, agresif taksit ve fiyat seçenekleri (vade farksız 24 taksit, %15 fiyat indirimleri gibi) sunduklarını söylüyor. Amaç; müşteri saat mağazalarında gördüğü ürünü, 60 civarında markanın bulunduğu alısverissaati.com'dan satın alsın. Bu agresif pazarlama ile satışlarının bu denle artışı karşısında saat stoğu yapmaya itilmeleri de başka bir fırsat kapısı açmış: mağazalaşma. 2007'de "Alışverişlerinizi www.alisverissaati.com fırsatları ile Dokunarak, Görerek ve İnceleyerek yapın" sloganıyla Sirkeci'de açıktıkları mağaza ile Çurey internet-hayat ilişkisinin gelişeceğini ve 2008'de daha da büyüyeceklerini öngörüyor.

Çurey'e göre internette büyümek, mağazalaşarak büyümekten daha kolay. Günlük 16000-17000 ziyaretçiye sahip olan alısverissaati.com'da 3,5 sene sonunda günde 130 saat satabilir hale geldiklerini vurgulayan Çurey, tersi prosesin (mağazacılıktan internete) ise işlemeyeceğini de ayrıca belirtiyor.

Başarının sırrı: Benzersiz (Unique) olmak

3,5 senede 4,5 milyon $ ciroya ulaşan alısverissaati.com, 150,000'e varan üye sayısıyla bugün artık vazgeçilemeyen referans noktası haline gelmiştir. Çurey 4 senedir devam eden bu macerasını ve başarısının sırrını şu cümleyle özetliyor: "Başarı=Unique olmak! Bir internet sitesinde kullandığınız, kodlar, template'ler önemli değil. Asıl önemli olan şu: benzersiz olduğunuzu doğru bir şekilde ifade edebiliyor musunuz?" Çurey herkesin önerisine kulak verip alısverissaati'ne başka mücevheri de sokarsa ne olur? Benzersizlik yani "unique"lik yok olur. Çünkü birden fazla kategoride satış yapan bir çok site var, ve bir de sadece saat satan alısverissaati.com var.

Tek denklem: saat=alışverişsaati

Çurey'e göre tek rakipleri var: o da Google! Çünkü insanlar her şeyi google'a soruyor. Şimdilerde bu durum üzerine çalışıyor ve saat=alısverissaati.com sloganı ile "insanlar artık google'a saat yazmasın alısverissaati yazsın"ı gerçekleştirmek istiyor, bu uğurda çok ciddi reklamlar veriyor.

Satış profili ve Casio işbirliği


Saat başı ortalama 140-150 ytl'lik alışveriş yapıldığını belirten
Çurey, en çok satan markanın ise Casio olduğunu söylüyor, öyle ki satış rakamları Casio toptancılarından bile fazlaymış. Ancak Casio'nun Türkiye'deki kötü imajının (hesap makineli saat, kalitesiz saat...) aşılması gerekilen bir engel olduğunu görmüş olacaklar ki; Casio ile bir ortaklık yaparak Tepe Nautilus'da açtıkları Casio Point mağazası ile Casio imajını baştan ayağa değiştirmeyi amaçlıyorlar. Bu imaj çalışmasının Casio'dan çok alısverissaati.com'u karlı çıkaracağını söylemek de sanırım yanlış olmaz.

Geleceğe atılan cesur adımlar

Bugün Alexa verilerine göre dünyanın 2. en çok ziyaret edilen "saat" sitesi olan alısverissaati.com kendini niş pazarda fazlasıyla ispatlamış durumda. Peki satışlar neden sadece Türkiye'ye olsun? Öyle görünüyor ki, alısverissaati.com'u çok yakın bir tarihte, merkezi İstanbul olan bir saat satış sitesi olarak uluslararası arenalarda da görücez. Alısverissaati'ni ziyaret eden %2 yabancı oranından feyz alarak bu yönde bazı atılımlar planlayan Çurey'in, dünyaya açılacağı takdirde başarılı olacağına inanmamak içinse hiç bir sebep göremiyorum.

29 yaşındaki dev girişimci

1978 Adana'da doğumlu Kudret Çurey, ilkokulu İskenderun'da, ortaokul ve liseyi de Kadıköy Anadolu Lisesi'nde tamamlamıştır. Yıldız Teknik Üniversitesi Makine Mühendisliği'ne 1996'da girdikten sonra 2006 senesinde mezun olmuştur. Junior Chamber International-JCI (Genç Müteşebbisler Joycees Derneği) üyesi de olan Çurey, JCI'ın 2004 yılında Lozan'da yapılan Dünya Ticaret Oyunları'nda (World Trade Game) bronz madalya kazanmış, JCI ile Danimarka, Belçika, Fransa gibi birçok ülkede sayısız konferansa katılmaktadır. (Kaynak: Dünya Online Haber Sayfası)


25 Şubat 2008 Pazartesi

and the Oscars go to Europeans!

Akademi ödülleri 80. defa Los Angeles Kodak Tiyatrosu'nda sahiplerini buldu. Türkiye saatiyle 24 Şubat gecesi 1'de kırmızı halı geçişleriyle başlayan tören George Clooney'nin de törende belirttiği gibi yine çok uzun sürdü ve sabaha karşı 6'da bitti. Gecenin sunuculuğunu üstlenen Jon Steward'ın zaman zaman soğuk esprilerine ve Apple i-phone reklamına maruz kaldığımız törene, en iyi müzik dalındaki adayların performansları da renk kattı. Bu sene ödüllerin çoğunlukla Avrupalılara gitmesi de dikkat çekti öyle ki klasik Oscar teşekkür konuşmalarını farklı aksanlarda dinlemiş olduk. Böylece 1964'ten beri ilk kez en iyi kadın ve erkek ile en iyi yardımcı kadın ve erkek ödüllerinin tümü ABD'li olmayan oyunculara verilmiş oldu.

Jon Steward'ın yanı sıra George Clooney, Jennifer Gardner, Jessica Alba, Tom Hanks, Cameron Diaz, Nicole Kidman, Penelope Cruz, Hillary Swank gibi ünlülerin de Oscar takdimlerini izlediğimiz gecenin en ilginç sunucuları ise hiç kuşkusuz Arı Filmi'nin arısı ve Irak'taki Amerikan askerleriydi.

Dağıtılan ödüllere gelince, IMDb'de ve Oscar'ın resmi sayfasında yapılan anketlere çoğunlukla paralel sonuçlar çıktıysa da bazı kategorilerde süprizler yaşandı. En iyi kadın oyuncu ödülü, favori gösterilen Cate Blanchett ve Julie Christie yerine Marion Cotillard'a giderken; Amy Ryan, Ruby Dee ve yine Cate Blanchett'in favori gösterildiği iyi yardımcı kadın ödülü de Tilda Swinton'a gitti. 2 adaylığı olan Cate Blanchett'in eli boş dönmesi şüphesiz beklenmeyen sonuçlardan biri oldu.

2008 Oscarlarına damgasını vuran film 4 önemli dalda Oscar alan İhtiyarlara Yer Yok oldu. Diğer iddialı film Kan Dökülecek ise 2 Oscar'da kaldı. Yardımcı erkek oyuncu dalında Oscar'a hak kazanan, saçlarını kestirmesine sevindiğimiz Javier Bardem de gecenin karizmalarındandı. Oscar konuşmasının yarısını birlikte geldiği annesine ithafen ispanyolca yapan Bardem, hiç birimizin anlamadığı sözleriyle annesini ağlattı.

Biraz kırmızı halı dedikodusu yaparsak; Kodak Tiyatrosu'na ilk düşen ünlü Heidi Klum ve eşi Seal'dı. Tiyatronun izin verilen her köşesine konuşlanan fanlar saatler önce sıra oluşturmuştu. Fanların en çok beklediği ünlü ise 3.kez Oscar'a aday gösterilen Johnny Depp'ti. Ancak o beklendiği gibi tam tören saatinde gelmeyi tercih ederek mümkün olan en az şekilde ortalıkta görünmeyi tercih etti.

Kırmızı halının en dikkat çeken ismi ise hiç kuşkusuz Diablo Cody idi. Juno ile en iyi özgün senaryo Oscar'ını alan Cody özgü giyim tarzıyla dikkatlari çekti.

İlk kez aday gösterilerek Oscar'ı kucaklayan Marion Cotillard ise törenin en şık fakat en heyecanlı ünlüsüydü. Birçok American filminde oynamasına rağmen ilk Oscar konuşmasını ingilizce yapmakta oldukça zorlandı.

En iyi erkek oyuncu dalındaki tartışmasız favori Daniel-Day Lewis ise tam tersi şekilde ödülü alırken gayet rahat ve kendinden emindi. Ödülünü geçen senenin en iyi kadın oyuncusu seçilen Helen Mirren'ın elinden alan Lewis, Mirren tarafından Oscar heykelciği ile de kutsandı. Törenin en karizma ismi ise güneş gözlükleriyle en önde oturup, Jon Steward'a adeta psikolojik baskı yaratan Jack Nicholson'dı.

Memorandum bölümünde 2007 yılında kaybettiğimiz film dünyasından isimler arasından en çok alkışlanan, geçtiğimiz aylarda kaybettiğimiz genç oyuncu Heath Ledger oldu. Huzur içinde yatsın.

Gecenin en genç ismi, Kefaret filmi ile yardım kadın oyuncu dalında Oscar'a gösterilen 14 aşındaki Saoirse Ronan'dı. Gecenin en yaşlı ismi ise 80. Oscar Onur Ödülü'ne layık görülen ve ayakta alkışlanan 98 yaşındaki Robert F.Boyle oldu.


Oscar amcayı evine götürenler:






en iyi film: İhtiyarlara Yer Yok
en iyi erkek oyuncu: Daniel-Day Lewis (Kan Dökülecek)
en iyi kadın oyuncu: Marion Cotillard (Kaldırım Serçesi)
en iyi yardımcı erkek oyuncu: Javier Bardem (İhtiyarlara Yer Yok)
en iyi yardımcı kadın oyuncu: Tilda Swinton (Micheal Clayton)
en iyi yönetmen: Ethan Coen, Joel Coen (İhtiyarlara Yer Yok)
en iyi animasyon filmi: Brad Bird (Ratatouille)
en iyi uyarlama senaryo: İhtiyarlara Yer Yok
en iyi özgün senaryo: Diablo Cody (Juno)
en iyi film müziği: Kefaret (Dario Marianelli)
kazananların tüm listesi


24 Şubat 2008 Pazar

Başarının sırrı e-mbrio'da saklı

19 Şubat’ta dersimize konuk olan e-mbrio genel müdürü Hamit Kekeç, internet dünyasında hayati olduğunu düşündüğü noktaları ve stratejileri bizimle paylaştı.

Kısaca e-mbrio hakkında bilgi vermek gerekirse; e-mbrio “yanlış işe girmemek” ilkesiyle, yaratıcı iş fikirleri bulan, bulunmuş olanlara yatırım yapan bir kuruluştur. Temel motivasyonları ise; hiç şans bulamamış, doğru yönlendirilmemiş, sonuna kadar desteklenmemiş sanal ortamdaki bütün fikirleri doğru bir şekilde değerlendirerek, "ilk gerçekleştiren" veya "ilk doğru gerçekleştiren" olmaktır. DataProfil, SuperTeklif, Tio, BelgeTurk, Vendio ve KolayTedarik, e-mbrio'nun öncü ve sıradışı girişimleridir.

Tarım çağı ve sanayi çağından sonra internet ile gelen bilgi çağında artık bilgiye ulaşmanın değil, o bilgiyi yorumlamanın ve özümsemenin önemli hale geldiğini vurgulayan Kekeç, bilgi çağının da yerini yavaş yavaş "yetenek çağı"na bırakmaya başladığını söyledi. Kekeç ayrıca, iş hayatında başarıya ulaşanların yetenek ve vizyon sahibi "doğru insanlar" olduğunu ekledi. Doğru insanlar vizyon üretir ve vizyonu neyse o insan en fazla onu yapar. Yani doğru insanlar büyük düşünebilen insanlardır.

2006 yılında Don Tapscott ve Anthony D. Williams'ın yazmış olduğu “Vikinomi”den de sık sık alıntı yapan Kekeç, stratejik işbirliklerinin günümüzde önemli hale geldiğine değindi. İş hayatında başarıyı elde etmek için "kaldıraç etkisi" yapan işbirliklerine zekayı katıp, nefesi (sermayeyi) de arkaya almanın önemini belirtti. Eğer sermayeniz daha yolun ortasında yetmiyorsa, en iyi projeler bile hayata geçmez ya da başkaları tarafından çalınır. Ayrıca internette "yanlış iş"lere girişmenin affedilmez olduğunu da sık sık vurgulayan Kekeç, kurulan internet şirketlerinin sadece binde 2 sinin ayakta olduğu da hatırlattı ve şu cümleyi sıklıkla telafuz etti : "İnternet dünyasında ya 1’siniz, ya da hiç!"

İnternette iş yapmanın 4 doğrusu

İnternette iş yapmanın ne kadar riskli olduğunu ve stratejik kararlar gerektirdiğini defalarca vurguladıktan sonra Kekeç, başarılı olmanın anahtarı olan ve birbirini kabuk gibi saran 4 doğruyu şu şekilde anlattı:

1. Doğru insan= Yetenek, vizyon ve liderlik

İnsan çekirdektedir ve eğer başarılı olmak istiyorsanız çekirdeğe vizyon sahibi olan ve takımını bu vizyona kitlemiş bir lider koymalısınız. Çünkü doğru iş, çekirdekten yani doğru insandan başlar.

2. Doğru iş="ilk" ya da "doğru ilk"

"Fikrinizi 6 dakikaya sığdırabilirmisiniz?" Yapmak istediğiniz işi karşınızdakine 6 dakikada anlatamıyorsanız işiniz biraz zor, çünkü anlattıklarınızın ilk 6 dakikadan sonrasını kimse dinlemeyecektir.

Kekeç'in değindiği bir başka konu da, sadece "doğru" işi yapmanın değil, o işi de "doğru" yapmaın gerekliliğiydi. Bunun yanı sıra entegre iş modeli kurgulama sanatı, yani stratejik iş modeliyle sinerji oluşturup 1+1=10 yapabilmek de günümüzde başarılı faktörüdür.

Ve tabii ki doğru hedef kitleyi belirlemek, odak kitlesini fazla dağıtmamak da doğru iş yapmanın gereklerindendir. Artık herkesin herşeyi yok! Tabir-i caizse "1 numaralı siteyim ne iş yaparsam satar" mantığı artık yürümüyor. Buna ise en iyi örnek ise, sürekli yeni projeler üreten fakat hala gelirinin %80ini arama motorundan kazanan Google'dur.

Peki ya bir çok fonksiyonu olan oldukça gelen bir portal haline gelen Yahoo? Alexa'da 1 numara olan Yahoo ve 4. sıradaki Google arasında bir kaşılaştırma yaparsak, 160 milyar dolar değerindeki Google karşısında sadece 40 milyar dolar değeri olan Yahoo'nun durumunu, odak kitlesini fazla dağıtmanın faturası olarak yorumlayabiliriz. Eğer bir işte rakip belli ve çok güçlüyse, Yahoo bile olsanız bu işe girmenin bir getirisi olmayacaktır. Bu konudaki en bilinen örnek de, Yahoo'nun açık artırma işine de girip E-bay karşısında çaresiz kalıp çekilmesidir.

Hamit Kekeç'in burada vurguladığı bir başka strateji de "fark yaratmak" yani sürtünmesi fazla olan ve kolay kolay taklit edilemeyecek, yetişilemeyecek bir fark yaratmak. Buna verdiği örnek ise Facebook ve MySpace idi. Facebook'u şuan Alexa'da 7.sıralara taşıyan, binlerce kullanıcının siteye katkı yapmasını sağlayan "application ekleme" özelliği artık MySpace tarafından yetişilemez bir hal almıştır.

Tüm bunları kritize ettikten sonra Sayın Kekeç, internet girişimcilerine aşağıdaki özelliklere sahip "temiz işler"i önerdi:

  • İnteraktivitesi bol (kulaktan kulağa yayılabilen)
  • Merak uyandıran (reklama gerek bırakmayacak)
  • Kazan kazan ilkesine sahip (örneğin reklam verip, o reklamı görene de para dağıtmak)
  • Sürtünmesi az (farklı noktalara çok fazla değen, yorucu, "nefesi" olanın bile yetişemeyeceği taklit edilmesi zor projeler)
  • Güvenilir ve yenilikçi marka olmak (örnek: Google)
  • Yeterli hedef kitlesi belirlemek (çok niş olmayan)
  • Kategori/subkategori lideri olmak (örnek: Facebook)

3. Doğru pazarlama:

Doğru insan ve doğru iş ile yol çıktıysanız bundan sonraki adımınız pazarlamayı doğru yapabilmek olacaktır. Bunun için de şu gerçeklerin farkında olmak gerekir:

  • Bilinen reklam ve pazarlama stratejileri artık internette etkili olmuyor. Başarı faktörü artık "kulaktan kulağa yayılım".
  • Gerilla marketing: Bilinenin ötesinde, lokal hareket ermek. Sahaya inip hedef kitleye özel hareket etmek.
  • Gösterim/bannerlar öldü. Artık moda "performans"
  • Konuşturuacak işler, biliçli hikayeler lazım (word-of-mouth-marketing: garajda kurulan şirketler Google, Amazon)
  • Kritik rekabet avantajını iyi belirleyip ona odaklanmak.
  • Daima ilk kalmak: 1. olabilirsiniz, peki 1. kalabilir misiniz?
  • Aç gözlü olmamak. Baştan ne kadar sermaye gerekeceğini hesaplamak. Nefesi arkaya almak. Nefesin kesilirse başarılı olamazsın.
4. Doğru hız:

Daha önce de defalarca belirtildiği gibi, ya birinci olmak ya da doğru yapan birinci olmak için en uygun zamanda hareket etmek gerekir. Özellikle sermayenin önem kazandığı bu son ve belirleyici adımda da başarılı olmanız sizi internette anılan "ilk"lerin arasına sokucaktır.

Peki Kekeç neden sürekli ilk ya da doğru ilk olmaktan bahsediyordu? Bunun için bir alıştırma yaptık ve gördük ki, gerçekten de internet dünyasındaki 2. ve 3.ler kimse tarafından bilinmiyor. İşte farklı kategoriler için örnekler:
  1. Arama motoru: Google. Türkiye'de kullanım oranı %90. Türkçe modifikasyonları da önemli etken. Kullandığınız başka bir arama motoru var mı?
  2. İzinli pazarlama: Süperteklif.com (800.000 üye sayısı, üyelerine de para kazandırıyor: 91,900 YTL şimdiye kadar üyelerine ödenen toplam puan)
  3. Yemek siparişi: yemeksepeti.com/ 2. kim bileniniz var mı?
  4. Kariyer siteleri: kariyer.net / burada yenibiris.com istisnası geçerli
  5. Ürün karşılaştırma motoru: E-bay (shopping.com'u da 620 milyon $'a satın aldıktan sonra cirosunu katladı)
  6. B2C (business to customer): Hepsiburada.com
  7. Video: youtube.com (1.65 milyon $'a Google tarafından satın alındı)
  8. Genel portallar: yahoo.com/ mynet.com


Hamit Kekeç kimdir?

1974 İstanbul doğumlu Hamit Kekeç, 1997 yılında İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesi'den mezun olduktan sonra, çalışma hayatına 1997 yılında Pamukbank'ta başlamıştır. 1997-1999 yılları arasında "Dialog Direkt Bankacılık" projesinde çalışmış ve sonrasında yine Pamukbank'ta 3 yıl süre ile KOBİ ve girişimcilere yönelik "Girişimci Bankacılık" projesinin kuruluş ve gelişiminde Ürün Yöneticisi olarak çeşitli proje geliştirme ve pazarlama faaliyetlerini yürütmüştür.

2003-2006 yılları arasında Finansbank İşletme Bankacılığı'nda Ürün Geliştirme Müdürü olarak çalışan Kekeç, geliştirdiği yenilikçi ürün ve projelerle Finansbank KOBİ Bankacılığı'nın hızlı büyümesinde aktif rol oynamıştır. "KobiFinans" markası altında KOBİ'lerin ihtiyaçlarını karşılamak üzere, KobiFinans Dergisi, kobifinans.com.tr, KobiFinans Danışma Hattı gibi vizyoner projelerin hayata geçmesini de sağlayan Kekeç, Girişimci ve KOBİ'lerin ihtiyaçlarını yakından tanımaktadır.

2006 yılından itibaren işe başladığı Teknoloji Holding'de de, yeniden yapılanma sürecinde e-business alanındaki yeni yatırım kararlarında etkili olan Kekeç, İş Geliştirme bölümünden sorumlu olarak başladığı holding bünyesindeki görevine, halen Embrio A.Ş.'nin Genel Müdürü olarak devam etmektedir. (Kaynak: e-mbrio)

11 Şubat 2008 Pazartesi

Second Life: Ada satın alıyorum, evimi tasarlıyorum, TV’den yayın yapıyorum!

Linden Research firması size sanal dünyada oyunun da ötesinde ikinci bir yaşam vaat ediyor: Second Life

Son zamanların en çok ses getiren üç boyutlu sanal dünyası Second Life’da yapabilecekleriniz hayal gücünüz ile sınırlıdır. Bu dünyada evlenebilir, boşanabilir, ev yada arsa satın alabilir, giysi, aksesuar yada mimari tasarım yapabilir hatta bunları pazarlayarak gerçek hayatta para bile kazanabilirsiniz.

Kurallar ise bir o kadar basit. Tek yapmanız gereken bu sanal dünyaya girerek, kendi başınıza ya da oyun arkadaşlarınızla maceralara atılmak. Bu maceralarınıza kaçabileceğiniz bir ada yaratma, alışverişe çıkma, dans dersleri alma ve hatta televizyon kurup yayın yapmayı da dahil edebilirsiniz.

Second Life da ne ola ki?

Linden Research firması tarafından 2003 yılında hizmete sokulmuş, internet tabanlı sanal bir dünya olan Second Life kategori olarak oyun standartlarının dışına taşmıştır. Açık yazılımı ile içeriğin belirlenmesine müdahale etmeyen şirket, kullanıcıların Second Life’a neredeyse bağımlı olmasını, bu sanal alemin alternatif hayat hayallerini tatmin edebilmesiyle de ilişkilendiriyor. Dolayısıyla kullanıcılar arasında annesinin hastalığını unutmak için Second Life’da bir ada satın alanlardan tutun da, can sıkıntısını dindirmek için avatarını giydirenlere kadar geniş bir kitle bulunuyor.

Gayrimenkul almaktan, üniversite eğitimine kadar her türlü kurgu Second Life ortamında gerçekleştirilmiştir. Kendi içinde kendi ekonomisini yaratan Second Life içinde Linden Dollari (L$)kullanılmaktadır. Başta Amerika Birleşik Devletleri, İngiltere ve Brezilya olmak üzere dünyanın her yerinden yaklaşık on milyon kullanıcıya ulaşan Second Life, hem sanal oyunlar hem de sanal sosyal ağların bir araya getirilmesi ile kullanıcı sayısını arttırarak diğer dillerde de faaliyet vermeye başlamıştır.

Sanal Alemde Gerçek Ticaret

Oyunun sanal alemde gitgide yayılması ile bir çok şirket (doğal olarak) harekete geçmiş durumda. Ünlü giyim firması American Apparel, Second Life platformundaki sanal mağazası ile avatarları giydirirken, sanal dünyanızdaki seyahatleriniz Toyota sponsorluğuyla gerçekleştiriliyor. Toyota adına konuşan Allison Takahashi, Second Life’ı oyundan çok bir sanal topluluk olarak gördüklerini, ve burada bir sanal galeri açarak ürünlerini kullanıcılara tanıtma kararı aldıklarını belirtiyor.


Sanal Nüfus Hızla Artıyor

Online Sims olarak da tabir edeceğimiz Second Life platformu geliştirildikçe teknolojiseverlerin eğitim, eğlence, ve ticaret amaçlarıyla bu sanal topluluğu daha da kalabalıklaştıracakları tahmin ediliyor. Şu anda oyunun 4 milyona yakın kullanıcısı olduğu söylense de, kayıt yaptırıp bir daha siteyi ziyaret etmeyenler de olduğundan bu sayı kesin değil. İster oyun deyin, ister yeni bir sanal fenomen, bir dönem Sims’in nasıl bir bağımlılık yarattığı düşünülürse, Second Life daha çok ses getireceğe benziyor. Ama ben yine de derim ki, sanal hayatlara aşırı bağlanıp gerçek hayatımızdan kopmayalım. Ada satın almanın cazibesi karşı konulmaz kabul, ama bence dans derslerimiz ve alışverişlerimizin üstesinden Second Life olmadan da gelebiliriz.


Daha detaylı bilgi için:

Second Life resmi web sitesi

İlgili Türkçe web siteleri:

  1. www.slwizard.com
  2. www.slturkey.com
  3. www.slturkiye.com


Kaynaklar: